İsrail, arkeolojiyi yalnızca geçmişi araştıran bir bilim dalı olarak değil, aynı zamanda bugünün siyasi mücadelesinde stratejik bir araç olarak kullanıyor. Kudüs’teki kazılardan Batı Şeria’daki ulusal parklara, arkeoloji ve kültürel miras politikaları Filistinliler için yaşam alanlarının daralması, uluslararası arenada ise İsrail için meşruiyet arayışının temel parçası haline geliyor.
Önemli Noktalar
- Kudüs’te “Davud’un Şehri” ve “Hac Yolu” projeleri, Filistinlilerin yaşam alanlarını daraltırken uluslararası siyasette İsrail’e sembolik güç sağlıyor.
- Batı Şeria’daki Sebastiya ve Susiya gibi antik alanlar “ulusal park” söylemiyle ilhakın parçası haline getiriliyor.
- İsrail, arkeolojiyi ABD’deki Evanjelik çevreler başta olmak üzere uluslararası destek toplamak için kullanıyor.
- Filistinliler ev yıkımı, tarım arazilerinin kaybı ve kimliksel silinme tehdidiyle karşı karşıya.
- Uluslararası örgütler ve İsrailli STK’lar, bu uygulamaları “arkeolojinin silah haline getirilmesi” olarak niteliyor.
Kudüs’te Arkeolojinin Politikleştirilmesi: Silvan ve ‘Davud’un Şehri’
Kudüs, antik çağlardan beri çok katmanlı bir şehir. Ancak bugün bu çok katmanlı miras, siyasi amaçlarla yeniden yazılmaya çalışılıyor. Özellikle Silvan mahallesinde, İsrail’in desteklediği Elad örgütünün yürüttüğü kazılar, yalnızca bilimsel değil, aynı zamanda ideolojik bir proje olarak öne çıkıyor.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun geçtiğimiz aylarda Kudüs ziyareti, bunun çarpıcı bir örneği oldu: “ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio bu ay Kudüs’ü ziyaret ettiğinde, İsrailli ev sahiplerinin düzenlediği programda her şeyden çok arkeoloji vardı.” [1]
Netanyahu’nun mesajı açıktı: “Her iki etkinlik de Kudüs’ün Yahudi köklerini ve onun ‘ebedi ve bölünmez başkentimiz’ statüsünü vurgulamak için düzenlenmişti.” [1]
Ancak bu “arkeoloji diplomasisi”nin gölgesinde yaşanan başka gelişmeler de vardı. Rubio tünelleri gezerken, “İsrail uçakları Gazze’deki en önemli arkeolojik eser deposunu bombalayarak 30 yıllık çalışmayı yok etti.” [1]
Bu durum, arkeolojinin iki yüzünü gösteriyor: Bir yanda uluslararası meşruiyet için sahneye konulan antik miras; diğer yanda ise Filistinli toplulukların hafızasını barındıran mekânların yıkımı.
Kudüs’teki “Davud’un Şehri” projesi de eleştirilerin odağında. Emek Shaveh’ten arkeologlar, “Sitenin sunumu yalnızca Yahudi tarihine odaklanıyor, diğer dönemleri ve kültürleri tamamen göz ardı ediyor” [1] derken, projeye katılan bir arkeolog, “Bu kazılar kötü arkeolojidir… İnsanların evlerinin altındaki tünellerde, onların izni olmadan çalışmak bilim değil siyasettir” diyerek tepkisini dile getiriyor [1].
Silvan’daki bu çalışmaların Filistinliler için anlamı ise evlerinden edilmeleri ve mahallelerinin “arkeoloji parkına” dönüştürülmesi. Haaretz’in aktardığı gibi, “Belediye parklar ve Yahudi mahalleleri için evleri yıkıyor, aileleri yerinden ediyor ve mahalleleri yok olma eşiğine getiriyor” [7].
Batı Şeria’da Ulusal Parklar: Sebastiya, Susiya ve Şilo
Batı Şeria’daki Sebastiya antik kenti, Roma ve Bizans döneminden kalma kalıntılarıyla UNESCO’nun geçici listesinde yer alıyordu. Ancak İsrail’in buradaki planı, turizm ve kültürün ötesine geçiyor. +972 Magazine’in haberine göre, “İsrail Miras Bakanlığı, Nablus’un kuzeyindeki Sebastiya’da kazıları resmen başlattı ve burayı ‘Şomron Ulusal Parkı’na dönüştürmeyi planlıyor; böylece antik kenti Filistin kasabasından koparacak.” [8]
Al Jazeera’nın ulaştığı resmi açıklamada, “Sebastiya her şeyden önce bir Yahudi mirası alanıdır” deniliyor [9]. Bakanlık sözcüsü daha da ileri giderek, “Eğer yeryüzünün merkezine kadar kazsak bile, burada eski bir Filistin yerleşimine dair tek bir kanıt bile bulamayız” [9] sözleriyle iddialarını dile getiriyor.
Filistin tarafı ise bu süreci açık bir şekilde ilhak hazırlığı olarak görüyor. “Sebastiya’nın ulusal parka dönüştürülmesi, kasabanın ilhakı ve çevresinden koparılması için bir hazırlıktır” diyor Filistin Turizm Bakanlığı [9]. Yerel halktan biri ise duygularını şöyle ifade ediyor: “Bu toprak benim için her şey demek. Çocukluğumdan beri, bütün hayatım boyunca bu parka geldim” [9].
Benzer bir tablo Susiya ve Şilo’da da var. Emek Shaveh’e göre, “İsrail Eski Eserler Kurumu, fiilen Batı Şeria’daki antikaları İsrail’e ilhak ediyor. Böylece İsrail yasası bu alanlarda uygulanır hale geliyor” [8].
Burada mesele yalnızca kazı değil; yeni yollar, ziyaretçi merkezleri ve park düzenlemeleriyle bu alanların Filistin yerleşimlerinden koparılması. Times of Israel’in aktardığı gibi, “Yeni plan bir ziyaretçi merkezi ve yeni bir erişim yolunu içeriyor” [10].
ABD’li Evanjelikler ve İsrail’in Arkeoloji Diplomasisi
Arkeolojinin siyasi kullanımı yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda uluslararası boyuta da sahip. İsrail, özellikle ABD’li Evanjelikler üzerinden bu politikayı pekiştiriyor. Kudüs’te düzenlenen kazı törenleri ve arkeoloji festivalleri, Evanjelik siyasetçilerin katılımıyla birer gösteriye dönüşüyor.
Bir arkeoloğun ifadesiyle, “Yerleşimciler ve Evanjelikler birbirlerini buldular; bu proje arkeolojiyle değil, siyasî propaganda ile ilgili” [1].
ABD’deki Evanjelik taban için Kudüs’ün İncil’deki kökleri büyük önem taşıyor. Bu nedenle, Davud’un Şehri’ndeki kazılar yalnızca İsrail’in değil, aynı zamanda ABD iç siyasetinin de bir parçası haline geliyor.
Bu tür törenler, hem İsrail hükümeti için ABD’deki desteği konsolide etmenin, hem de Evanjelik siyasetçiler için kendi tabanlarına sembolik mesajlar göndermenin bir yolu.
Hukuki Düzenlemeler ve Arkeolojinin İlhak Aracı Haline Getirilmesi
İsrail Parlamentosu’nda sunulan yeni yasa tasarıları, arkeolojinin artık yalnızca kültürel değil, doğrudan siyasi bir mesele haline geldiğini gösteriyor. Likud milletvekili Amit Halevi’nin sunduğu yasa tasarısı, “Batı Şeria’daki arkeolojik buluntuların Filistin Yönetimi ile hiçbir bağı olmadığı gerekçesiyle, İsrail Eski Eserler Kurumu’nun bu bölgelerde yetki sahibi olmasını” öngörüyor [11].
Tasarı metninde şu ifade yer alıyor: “Yahuda ve Samiriye bölgelerinin siyasi statüsüne ilişkin tartışmanın, bu topraklarda halkımıza ait olan arkeolojik buluntular üzerindeki İsrail sorumluluğu ile hiçbir ilgisi yoktur.” [11]
STK’lar bu girişimleri “ilhakın kurumsallaştırılması” olarak görüyor. Emek Shaveh, “Bu adım Batı Şeria’nın fiilen ilhakının yeni bir aşamasıdır” diyerek uyarıyor [8].
Gerçekten de bu tür adımlar, kültürel mirasın korunmasından çok, İsrail’in egemenlik iddiasını hukuki düzeyde pekiştirme girişimi olarak okunuyor.
Filistinli Topluluklar Üzerindeki Etkiler
Tüm bu politikaların en ağır sonuçlarını ise yerel Filistinli topluluklar yaşıyor. Ev yıkımları, arazilerin kamulaştırılması ve kamusal alanların “ulusal park” ilan edilmesi, günlük hayatı doğrudan etkiliyor.
Bir Haaretz haberinde şu ifade yer alıyor: “Silvan’da belediye parklar ve Yahudi mahalleleri için evleri yıkıyor, aileleri yerinden ediyor ve mahalleleri yok olma eşiğine getiriyor.” [7]
POICA’nın raporu, bu sürecin daha geniş bir stratejinin parçası olduğunu vurguluyor: “İşgal makamları turizm bahanesiyle arkeolojik kazılar ve restorasyon çalışmaları yürütüyor, ancak bunlar esasen bölgede yalnızca Yahudi köklerini iddia eden yeni bir tarih anlatısı yaratma girişimleridir.” [12]
Bir başka Filistinli, bu durumu şu sözlerle özetliyor: “İkinci bir Nekbe’nin içindeyiz ve Sebastiya kuşatma altında” [9].
Arkeolojinin bilimsel bir faaliyet olmaktan çıkarak toplulukların varlığına yönelik baskı aracına dönüşmesi, bu hikâyelerin en dramatik ortak paydası.
Sonuç
İsrail’in arkeolojiyi politik bir araç haline getirmesi, yalnızca geçmişi yorumlama meselesi değil; bugünü şekillendiren ve geleceğe yön veren bir strateji. Kudüs’ten Sebastiya’ya, Silvan’dan Susiya’ya kadar kazılar ve restorasyon projeleri, bir yandan İsrail’e uluslararası meşruiyet ve Evanjelik destek sağlıyor, diğer yandan Filistinlilerin yaşam alanlarını daraltıyor, kimliklerini silikleştiriyor.
Bu tablo, arkeolojinin bir “silah” olarak kullanıldığına dair eleştirileri güçlendiriyor. Yine de sorulması gereken soru şu: Arkeoloji, bu topraklarda barış ve ortak hafıza için bir köprü olabilir mi, yoksa giderek daha çok çatışmanın cephanesine mi dönüşecek?
Kaynakça
[1] The Guardian. “US Secretary Marco Rubio’s Jerusalem Visit Puts Archaeology Center Stage.” The Guardian, 5 Temmuz 2025.
[2] Al Jazeera. “Israel Expands Archaeological Projects in East Jerusalem Amid War.” Al Jazeera English, 18 Haziran 2024.
[3] Haaretz. Nir Hasson. “Israeli Archaeology Projects in Silwan Raise Fears of Displacement.” Haaretz, 22 Haziran 2024.
[4] Haaretz. Nir Hasson. “Archaeology as a Political Tool in East Jerusalem.” Haaretz, 30 Haziran 2024.
[5] Emek Shaveh. “Israeli Cabinet Gives Civil Administration Authority Over Antiquity Sites in Area B.” Rapor, 12 Temmuz 2024.
[6] Greenberg, Rafi, and Yonathan Taylor-Sheinman. “Weaponizing Archaeology: Israel’s Push to Expand Antiquities Authority Jurisdiction in the West Bank.” Policy Paper, Ekim 2024.
[7] Haaretz. Nir Hasson. “Israeli Settlers, Jerusalem Municipality Exploiting War to Evict Palestinians From East Jerusalem, Residents Say.” Haaretz, 19 Aralık 2024.
[8] +972 Magazine. “Israel’s Heritage Ministry Launches Excavations in Sebastia.” +972 Magazine, 20 Mayıs 2024.
[9] Al Jazeera. “Sebastia: Palestinians Warn of Annexation through Archaeology.” Al Jazeera English, 21 Mayıs 2024.
[10] Times of Israel. “Israel Launches Major Excavation at Sebastia Archaeological Site.” The Times of Israel, 22 Mayıs 2024.
[11] Times of Israel. “Likud MK Proposes Bill to Give IAA Authority in West Bank.” The Times of Israel, 9 Haziran 2024.
[12] POICA (Applied Research Institute Jerusalem). “Sebastia: Target of Israeli Annexation through Archaeology.” ARIJ Raporu, Temmuz 2024.
