BLOG SAYFALARI

Paşinyan’ın Son Oyunu: Barış, Referandum ve Güney Kafkasya’nın Geleceği

Sahavet Memmed

Ermenistan’da gerçekleştirilen parlamento seçimlerinden önce, özellikle Azerbaycan’da birçok kişi Nikol Paşinyan’ın seçimleri kazanacağını ve kısa süre içinde hem barış anlaşmasının imzalanacağını, hem anayasanın değiştirileceğini, hem de işgal altında bulunan diğer dört köyün (Kerki ile Gazah’ın Yukarı Eskipara, Barkhudarlı ve Sofulu köyleri) Azerbaycan’a iade edileceğini düşünüyordu. Aslında Paşinyan’ın bu adımları atabilmesi için gerekli hukuki ve siyasi imkânlar bir yıl önce de mevcuttu. Çünkü parlamentoda yeterli çoğunluğa sahipti ve istediği her türlü belgeyi ya da düzenlemeyi herhangi bir engelle karşılaşmadan geçirebilirdi. Ancak o, koltuğunu korumak ve yeniden başbakan olmak amacıyla süreci bilinçli olarak uzattı. Zira ülkede küçük ve orta ölçekli işletmeleri ne kadar geliştirmiş olursa olsun, söz konusu tavizleri seçimlerden önce hayata geçirmesi halinde muhalefetin kendisini “hain” ilan ederek iktidardan uzaklaştırabileceğini çok iyi biliyordu. Bu nedenle Paşinyan, riskleri mümkün olduğunca minimize ederek süreci Haziran seçimlerine kadar taşıdı. Seçim sonuçları bazı çevrelerde yeniden iyimserlik yaratsa da, Ermenistan’ın mevcut mevzuatı ve siyasi gerçekleri önümüzdeki dönemin son derece zorlu geçeceğini gösteriyor. Paşinyan daha önce Bağanis Ayrım, Aşağı Eskipara, Heyrimli ve Kızılhacılı köylerinin Sovyet döneminde Ermenistan SSC sınırları içerisinde yer almadığını esas alarak süreci “sınır değişikliği” olarak değil, yalnızca Sovyet haritalarına dayanılarak yapılan bir “sınır netleştirmesi” (delimitasyon) olarak sundu ve parlamentoyu devre dışı bırakarak meseleyi sonuçlandırdı. Ancak geriye kalan dört köyü aynı yöntemle, yani yalnızca yürütme organının tek taraflı kararıyla Azerbaycan’a devretmesi mümkün değildir. Bunun hem hukuki hem de pratik nedenleri bulunmaktadır. Bunun temel sebebi, Kerki’nin (Nahçıvan yönünde) ve Gazah’a bağlı Yukarı Eskipara, Barkhudarlı ve Sofulu köylerinin Ermenistan toprakları tarafından tamamen çevrelenmiş durumda olmasıdır. Başka bir ifadeyle bunlar anklav niteliğindeki yerleşimlerdir.

Ermenistan’ın iç hukukuna ve Bağımsızlık Bildirgesi’ne göre bu bölgeler fiilen Ermenistan’ın idari kontrolü altında bulunan ve ülkenin “toprak bütünlüğü” kapsamında değerlendirilen alanlardır. Ermenistan Anayasası’nın 205. maddesine göre ise cumhuriyet topraklarıyla ilgili değişiklikler mutlaka halk oylaması yoluyla karara bağlanmalıdır. Eğer bir toprak takası (örneğin Başkend karşılığında değişim) veya tek taraflı bir iade söz konusu olursa, bu doğrudan sınır değişikliği anlamına gelecektir. Dolayısıyla Paşinyan istese bile bu köyleri Azerbaycan’a iade etmesi hukuken kolay olmayacaktır. Aslında daha önce Azerbaycan’a geri verilen köyler de kolaylıkla teslim edilmemişti. O dönemde yaşanan gelişmeler hâlâ herkesin hafızasındadır. Paşinyan, Azerbaycan ile bu köylerin iadesine ilişkin mekanizma üzerinde anlaşmaya varsa bile, imzalanacak uluslararası anlaşmanın Ermenistan Milli Meclisi tarafından onaylanması gerekecektir. Yeni parlamentoda Paşinyan’ın Sivil Sözleşme Partisi basit çoğunluğa, yani 60’ın üzerinde milletvekiline sahiptir. Bu güç, sıradan yasaları ve uluslararası anlaşmaları geçirmek için yeterlidir. Ancak radikal muhalefet bu adımı “toprak vermek” şeklinde yorumlayarak süreci Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacaktır. Bu köylerin parlamentodan ve referandumdan geçirilmeden tek taraflı biçimde teslim edilmesi ise ülkede doğrudan anayasal darbe ya da başbakanın görevden alınması taleplerine hukuki zemin oluşturabilir. Genel olarak değerlendirildiğinde Paşinyan, Ermenistan seçimlerini Avrupa Birliği ile Rusya arasındaki yeni mücadele alanlarından birine dönüştürmeyi başardı. Bu sayede Batı’dan hem siyasi hem de mali destek elde etti. Aynı zamanda Moskova ile ilişkileri bilinçli şekilde gererek, Rusya ile bağları tamamen koparması halinde Batı’nın nasıl davranacağını ve hangi garantileri vereceğini test etmiş oldu. Öte yandan Rusya ile perde arkasındaki temaslarını da sürdürerek Kremlin’in sabır sınırlarını ölçtü ve Moskova’dan tamamen kopmanın hem kendisi hem de Ermenistan açısından ağır sonuçlar doğurabileceğini gördü. Seçim sonuçlarına bakıldığında, Paşinyan’ın hem Rusya’yı hem de Avrupa Birliği’ni belirli ölçüde tatmin eden bir denge kurduğu görülmektedir. Rusya Paşinyan’ı devirmedi ancak parlamentoda onun karşısına güçlü bir muhalefet çıkardı. Paşinyan ise hükümeti kurabilecek çoğunluğu elde ettiği için Batı ve Avrupa Birliği ile iş birliğini rahatlıkla sürdürebilecek konumdadır. Fransa’nın seçimlere Rusya’nın müdahale ettiği yönündeki açıklamaları ve bu konuda gösterdiği yoğun çaba ise meseleyi Paris ile Moskova arasındaki bir çekişmeye dönüştürmektedir. Bu durum da Paşinyan’ın iç siyasi sorumluluktan uzaklaşması açısından elverişli bir ortam yaratmaktadır. ::: Kanka bunun devamını da aynı akademik-akıcı üslupla çevirebilirim. Çünkü metnin kalan kısmı da yaklaşık aynı uzunlukta.

Ancak 7 Haziran 2026 seçimlerinin asıl sonucu şudur: Paşinyan basit çoğunluğu elde etmiş olsa da anayasal çoğunluğu sağlayamadı. Bu ise Bakü açısından, Paşinyan’ın yıllardır sürdürdüğü “zaman kazanma siyasetinin” artık sonuna geldiği anlamına geliyor. Peki, resmî Bakü Ermenistan’ın iç siyasi sorunlarının ve belirsizliklerinin rehinesi olmayı kabul edecek mi? Eğer Ermenistan’daki bu iç siyasi belirsizlik kabul edilirse, bölge 27 Eylül 2020 öncesindeki döneme; yani bitmek bilmeyen müzakerelere, sonuçsuz görüşmelere ve diplomatik oyalama sürecine geri dönebilir. Eğer Azerbaycan bu konuda kararlı bir tutum sergilerse, hem müzakere masasında hem de sahada atabileceği çeşitli somut adımlar bulunmaktadır.

İlk olarak, Bakü yönetimi Paşinyan’ın “parlamentoda yeterli gücüm yok” gerekçesini kabul etmeyecektir. Azerbaycan açık bir şekilde anayasa değişikliğinin Ermenistan’ın iç meselesi değil, kalıcı barışın temel hukuki güvencesi olduğunu vurgulayabilir. Çünkü Bakü’nün barış süreciyle ilgili temel talebi, Ermenistan Anayasası’nda Azerbaycan’a yönelik toprak iddialarının tamamen kaldırılmasıdır. Mevcut jeopolitik şartlarda Azerbaycan’ın bu talepten geri adım atması son derece düşük bir ihtimaldir.

İkinci olarak Azerbaycan, Paşinyan’a destek veren Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği’nin karşısına doğrudan şu soruyu koyabilir:

“Eğer desteklediğiniz lider gerçekten barış istiyorsa, hukuki yükümlülüklerini yerine getirsin. Aksi takdirde ortaya çıkacak gerginliğin sorumluluğu tamamen Erivan’a ait olacaktır.”

Üçüncü olarak, eğer Paşinyan uluslararası derecelendirme kuruluşu Fitch’in son raporlarında da belirtildiği üzere referandumu 2027 yılına ertelemek istiyorsa, Bakü farklı bir formül önerebilir. Buna göre barış anlaşmasının metni imzalanır; ancak anlaşmaya şu içerikte özel bir madde eklenir:

“Bu anlaşma, ancak Ermenistan Anayasası’nda Azerbaycan’a yönelik toprak iddiaları resmî olarak kaldırıldıktan ve bu değişiklik referandumla onaylandıktan sonra yürürlüğe girer.” Böyle bir yaklaşım Paşinyan’ı iç siyasette daha yoğun bir pazarlık sürecine zorlayacaktır. Referandumu geçirebilmek için parlamentodaki diğer siyasi aktörlerle, hatta muhalefetin belirli kesimleriyle uzlaşma ve taviz arayışına girmesi gerekecektir.

Dördüncü olarak, Paşinyan süreci uzattığı müddetçe Azerbaycan, bölgesel ulaşım ve iletişim projelerinde Ermenistan’ı oyun dışında bırakmaya devam edebilir. Bugün Azerbaycan Ermenistan’a akaryakıt satmakta ve üçüncü ülkelerden gelen malların geçişine belirli ölçüde izin vermektedir. Bakü isterse bu ekonomik yumuşamayı tamamen sonlandırabilir. Aynı zamanda Azerbaycan, İran üzerinden Nahçıvan’a ulaşacak olan ve Araz Nehri boyunca ilerleyen Ağbend Koridoru projesini hızla tamamlamaktadır.

Eğer Erivan süreci uzatmaya devam ederse, Bakü’nün bölgesel güvenlik ve ulaşım ihtiyaçları nedeniyle Tahran ile iş birliğini daha da derinleştirmekten başka seçeneği kalmayabilir. Zira Azerbaycan bağımsızlığını kazandığından bu yana Nahçıvan’a uzanan tek kesintisiz kara bağlantısı İran üzerinden sağlanmaktadır. Ermenistan ekonomisinin bölgesel izolasyondan çıkması ve Batı’nın desteklediği TRIPP gibi yeni projelere entegre olması ise doğrudan barış anlaşmasının imzalanmasına bağlıdır. Bakü, Erivan’ı bu ekonomik fırsatlardan mahrum bırakarak Ermenistan kamuoyunda Paşinyan üzerindeki “barışı hızlandır” baskısını artırmayı hedefleyebilir.

Ancak burada Çin ve Amerika Birleşik Devletleri gibi küresel güçlerin çıkarlarının da hesaba katılması gerekir. Çünkü söz konusu projelerin arkasındaki aktörler yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda küresel güç merkezleridir. Beşinci olarak, eğer Erivan anklav köylerin iadesini parlamentodaki engeller nedeniyle gerçekleştiremiyorsa, Azerbaycan sınır belirleme ve işaretleme (demarkasyon) sürecini tek taraflı olarak dondurabilir veya bu köylerin çevresindeki stratejik yüksekliklerde askerî varlığını daha da güçlendirebilir.

Paşinyan bugüne kadar iktidarını koruyabilmek için süreci ustalıkla yönetti. Ancak artık bu taktiklerin sınırına ulaşmış durumda. Seçimler sona erdi ve seçim öncesi gerekçeler ortadan kalktı. Bu noktadan sonra Azerbaycan’ın topu tamamen Ermenistan’ın sahasına bırakması ve somut bir takvim talep etmesi gerektiği düşünülmektedir. Paşinyan ya parlamentodaki diğer siyasi güçleri ikna ederek referandum sürecini başlatmalı ya da Azerbaycan bölgesel projeleri Ermenistan’ı beklemeden hayata geçirerek Erivan’ı yeni bir jeopolitik ve ekonomik çıkmazla karşı karşıya bırakmalıdır.

Ermenistan seçimlerinin ortaya çıkardığı sonuç, Azerbaycan açısından yeni bir belirsizlik dönemi yaratmıştır. Ve bu belirsizliğin sonunda barıştan yeni bir çatışmaya kadar uzanan çok geniş bir ihtimal yelpazesi bulunmaktadır.

İlginizi çekebilecek diğer gönderiler
BLOG SAYFALARI

Siyonizmin Özü - Metafizik ve Tarihsel Bir Analiz

Alexander Dugin Aleksandr Dugin’e göre Siyonizm, Yahudiliğin kendi içinden doğan sapkın…
Devamını oku
BLOG SAYFALARI

İran İsrail ve Amerika'ya Karşı Savaşı Nasıl Kazandı?

Alexander Dugin Alexander Dugin, İran’ın İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri ile…
Devamını oku
BLOG SAYFALARI

Herkes Trump'ın bir planı olmadığını söylüyor. Peki Pekin neden endişeli görünüyor?

Howard Zhang Çin’in İran krizine verdiği tepki, enerji, güç ve ABD-Çin rekabetinin…
Devamını oku