BLOG SAYFALARI

Siyonizmin Özü – Metafizik ve Tarihsel Bir Analiz

Alexander Dugin

Aleksandr Dugin’e göre Siyonizm, Yahudiliğin kendi içinden doğan sapkın bir başkaldırıdır; öyle bir başkaldırı ki, Yahudiler kendilerini Tanrı’nın yerine koyar, Kutsal Topraklar’ı güç kullanarak ele geçirir ve geleneksel dini düzeni kıyametçi bir dönüşümün içine sürükler.

             Günümüz dünyasında Ortadoğu, jeopolitik çatışmaların merkez üssü olmayı sürdürmektedir. Bu bölgede İslam, Yahudilik ve küresel güçler dâhil olmak üzere birçok farklı aktörün çıkarları kesişmektedir. Özellikle İsrail Devleti’nin ideolojik temeli olarak görülen Siyonizm, birçok analiste göre ahir zaman ve kıyamet tasavvurlarıyla bağlantılı eskatolojik bir boyut taşımaktadır. Her din gibi Yahudilik de metafizik, tarih ve felsefeyi kapsayan son derece karmaşık bir olgudur. Üstelik kendi içinde zaman zaman birbiriyle çelişen çok sayıda yorum ve yaklaşım barındırır. Bu nedenle Siyonizm’in bu gelenek içindeki yerini ve neden hem Yahudiliğin bir devamı hem de aynı zamanda onun inkârı olarak görülebileceğini incelemek gerekir. Yahudilik dini, Yahudilerin “seçilmiş halk” olduğu inancına dayanır. Ancak bu seçilmişlik öncelikle dini bir anlam taşır. Çünkü Yahudilerin seçilmiş olmasının iki temel nedeni vardır: Birincisi, diğer milletlerin tek Tanrı inancından uzaklaştığı bir dönemde tek Tanrı’ya sadık kalmak; İkincisi ise Tanrı’nın göndereceği Mesih’i (Maşiah/Mashiach) beklemek. Yahudi inancına göre bu Mesih, İsrail’in kralı ve dünyanın hükümdarı olacaktır.

     İbranice “Maşiah” kelimesi “mesh edilmiş” veya “krallık için kutsanmış kişi” anlamına gelir. Bu kelimenin Yunanca karşılığı ise “Hristos”tur (Christos). Hristiyanlık ise Mesih’in zaten dünyaya geldiği inancı üzerine kurulmuştur. Bizim dinimizin temel esası budur. Yahudilik ile Hristiyanlık arasındaki temel ayrım da burada ortaya çıkar. Yahudiler Mesih’in henüz gelmediğine inanır ve Hz. İsa Mesih’i beklenen Mesih olarak kabul etmezler. Bundan sonra son derece ilginç bir nokta ortaya çıkar. Yahudi geleneğine göre Yahudiler miladın ilk yüzyılında, MS 70 yılında sürgüne gönderilmişlerdir. Bu olay Yahudi tarihinde dördüncü sürgün olarak kabul edilir. Romalılar, isyan eden Yahudi eyaletine karşı büyük bir askerî operasyon düzenlemiş, İkinci Mabed’i yıkmış ve Yahudiler Filistin’den, yani “Kutsal Topraklar”dan ayrılmak zorunda kalmıştır. Böylece yaklaşık iki bin yıl sürecek diaspora dönemi başlamıştır. Yahudi geleneğinde bu sürgün döneminin yalnızca tarihî değil, aynı zamanda dini bir anlamı vardır. Diasporanın amacı, İsrailoğulları’nın önceki tarihsel dönemlerde biriktirdiği günahların kefaretini ödemesidir. Eğer bu kefaret samimi olur ve tövbe (teşuva) derin bir şekilde gerçekleşirse, Yahudi inancına göre Maşiah, Tanrı’nın seçilmiş halkına bir lütfu olarak ortaya çıkacaktır. Bu durumda Mesih’in gelişi, Yahudilerin yeniden İsrail’e dönmelerinin, bağımsız bir devlet kurmalarının ve Kudüs’te yıkılan İkinci Mabed’in yerine Üçüncü Mabed’i inşa etmelerinin ilahi işareti olacaktır. Esasen bu yaklaşımın en tutarlı temsilcileri arasında Neturei Karta hareketinin bazı gelenekçi mensupları ile Satmar Hasidileri bulunmaktadır. Onlar kabaca şöyle derler: “Tanrımız bizi sürgünün sıkıntılarına katlanmakla yükümlü kıldı. Sürgünün sona ermesini bekleyelim, günahlarımızın kefaretini ödeyelim ve Mesih geldiğinde -ama yalnızca o zaman- İsrail’e, yani Vadedilmiş Topraklar’a geri dönelim.”

Bu görüşlerini, Talmud’da Mesih’in gelişinden önce Yahudilerin toplu hâlde Filistin’e dönmesini ve özellikle bunu güç kullanarak gerçekleştirmesini yasaklayan hükümler bulunduğu inancına dayandırırlar. Talmud bu konuda nettir: Önce Mesih gelecek, ardından İsrail’e dönüş gerçekleşecektir. Başka bir yol yoktur. Tam bu noktada şu soru ortaya çıkar: Eğer Mesih henüz gelmediyse, İsrail Devleti nasıl kuruldu? Çünkü en radikal Siyonistler bile Mesih’in geldiğini açıkça iddia etmemektedir. Modern İsrail Devleti’nin, Yahudiliğin geleneksel ve Talmud merkezli yorumuyla neden böylesine çeliştiğini anlayabilmek için daha derine inmek ve en azından 17. yüzyıla, sahte Mesih olarak görülen Sabbatai Sevi’nin dönemine gitmek gerekir. Ünlü Yahudi tarihçisi Gershom Scholem’in de belirttiği gibi, Sabbatai Sevi Siyonizmin ilk habercilerinden biri olarak değerlendirilebilir. Sabbatai Sevi kendisinin Mesih olduğunu ilan etmiş ve bu nedenle Yahudilerin artık Vadedilmiş Topraklar’a dönme hakkına sahip olduklarını savunmuştu. Ancak Sabbatai Sevi’nin hikâyesi trajik bir sonla karşılaştı. Osmanlı Sultanı’nın huzuruna çıkarak Filistin’in kendisine, yani Mesih’e teslim edilmesini talep ettiğinde Sultan ona şu cevabı verdi: “Benim sana başka bir teklifim var Bay Sabbatai Sevi. Eğer bu saçmalıkları sürdürmeye devam edersen başını kestiririm. Ama hayatta kalmak istiyorsan derhal İslam’ı kabul edeceksin.” İşte bu noktada Sabbatai Sevi şaşırtıcı bir adım attı. Başına sarığını taktı ve şöyle dedi: “Haklısınız, siz kazandınız. Ben Mesih değilim. Öyleyse bırakın bundan sonra İslam’ı tebliğ edeyim.” Böylece hayatı bağışlandı. Ancak bu olay, Sabbataiciliği benimsemeye hazır olan Yahudi toplumu için büyük bir hayal kırıklığı ve ağır bir darbe oldu. Sabbataicilik geleneksel Yahudilik tarafından reddedildi. Fakat tamamen ortadan kalkmadı. Özellikle Doğu Avrupa’daki Aşkenaz Yahudileri arasında, çoğu zaman yeraltında faaliyet gösteren çevreler aracılığıyla yaşamaya devam etti. Aynı bölgelerde daha sonra Hasidizm şekillenmeye başladı. Hasidizm, güçlü bir mesihçilik veya kıyametçilik vurgusu taşımamakla birlikte, Kabala öğretilerinin sıradan insanlara yayılmasına önem veriyordu. Geleneksel anlayışta Kabala ancak Talmud ilimlerinde derinleşmiş yaşlı hahamlar tarafından incelenebilirdi. Peki bazı Sabbataici çevrelerde ne oldu? Zamanla şu düşünce ortaya çıktı: Sabbatai Sevi aslında gerçek Mesih’ti ve İslam’a geçmesi de bilinçli bir tercihti. Çünkü o, “kutsal bir ihanet” gerçekleştirmişti. Peki kutsal ihanet ne demekti? Bunun etrafında zamanla kapsamlı bir teoloji gelişti.

 Bu anlayışa göre Yahudiler kendi dinlerinden görünüşte vazgeçebilir, başka bir dine girebilir ve dışarıdan o dinin mensubu gibi yaşayabilirdi. Ancak bütün bunlar yalnızca görünüş içindi. Amaç, o dini içeriden dönüştürmek veya zayıflatmak, buna karşın gizlice Yahudi inancını sürdürmekti.

Daha sonra Sabbataici gelenekten gelen Jacob Frank Katolikliğe geçti. Üstelik Katolik sansür makamlarına, Yahudilerin Hristiyan çocukları kurban edip kanlarını kullandıklarına dair meşhur “kan iftirasını” doğruladığını iddia ettiği sözde kanıtlar sundu. Bunu da eski bir Yahudi olarak yaptığını ve elinde “inkâr edilemez deliller” bulunduğunu öne sürdü.

Frank, Talmud geleneğinin bütün biçimlerini reddetti, kendi dininden vazgeçti ve dindaşlarına sırt çevirdi. Ancak onun gözünde bunun bir gerekçesi vardı. Frank’ın gizli öğretisi de Sabbatai Sevi’ninki gibi, 17. yüzyıldan sonra Mesih kavramının anlam değiştirdiğini ileri sürüyordu.

Artık Mesih ayrı bir kişi değildi.

Mesih, Yahudilerin kendisiydi.

Dolayısıyla dışarıdan gelecek ayrı bir Mesih’i beklemeye gerek yoktu; çünkü Yahudilerin kendileri Mesih’ti. Bu anlayışa göre bir Yahudi dinine ihanet etse bile kutsallığını kaybetmezdi. Çünkü kutsallığın kendisi zaten oydu. Hatta daha ileri gidilerek, onun ilahi olanla özdeşleştiği savunuluyordu.

Dugin’e göre işte bu düşünsel ortam, daha sonra Siyonizmin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Ona göre Siyonizmin özü, bir tür “Yahudi Satanizmi”dir. Burada kastedilen şey başka halklara veya kültürlere karşı bir Satanizm değil; Yahudiliğin kendi içindeki değerlerin tersine çevrilmesidir.

Çünkü klasik ve geleneksel Yahudilik, sürgün (galut) dönemindeki Yahudi varoluşunun anlamını Mesih’i beklemekte görür. Bu anlayışa göre Mesih dışarıdan gelecek, ancak ondan sonra Yahudiler Vadedilmiş Topraklar’a dönebilecektir.  Siyonizm ise farklı bir ilkeye dayanır.

Dugin’in yorumuna göre Siyonizm, Yahudilerin kendilerini tarihsel sürecin merkezine yerleştirmeleri ve kendi güçleriyle Filistin’e dönmelerini savunmalarıdır. Böylece Talmud’daki yasağı reddederek Üçüncü Mabed’in inşasına yönelirler.

Bu bakış açısında Mesih’in gelişi, sürecin nihai tamamlanmasıdır; ancak özünde her İsrailli bu mesihçi sürecin bir parçası olarak görülür.

Dugin’e göre Siyonizm ile Yahudilik arasındaki ilişkinin paradoksu da burada yatmaktadır.

Bir taraftan Siyonizm Yahudi geleneğinin devamı gibi görünmektedir.

Diğer taraftan ise Yahudiliğin en temel ilkelerinden bazılarını reddettiği için onun inkârı olarak da görülebilir.

Çünkü geleneksel Yahudiliğin temelinde bulunan sabırla bekleme kültürü ve tövbe (teşuva) anlayışı bu yorumda geri plana itilmektedir.

Dugin ayrıca Siyonist düşüncenin, Yahudilerin artık tövbe etmelerini gerektirecek bir durum bulunmadığını savunduğunu ileri sürer. Ona göre bu yaklaşımda Yahudiler yeterince acı çekmişlerdir ve artık tarihin öznesi olarak hareket etmektedirler.

Bu nedenle modern Siyonist hareket yalnızca İsrail’deki dindar Yahudilere dayanmaz.

Dugin’e göre seküler Yahudiler, liberal Yahudiler, ateist Yahudiler, komünist Yahudiler, kapitalist Yahudiler, Hristiyan Yahudiler, Protestan Yahudiler, Katolik Yahudiler, Ortodoks Yahudiler, Müslüman Yahudiler, Yeni Çağ akımlarına bağlı Yahudiler ve daha birçok farklı eğilimden Yahudi, geniş bir ağ içerisinde birleşebilmektedir.

Onun yorumuna göre bunun nedeni, bütün bu farklı grupların ortak bir mesihçi kimlik altında birleşmesidir.

Bu anlayış, Mesih ile Yahudiler arasındaki ilişkinin yer değiştirdiği içkin bir mesihçilik biçimi olarak tasvir edilir.

Bu noktadan sonra artık Mesih’i beklemek söz konusu değildir.

Çünkü beklenen Mesih’in rolünü Yahudilerin kendilerinin üstlendiği varsayılmaktadır.

Dolayısıyla geriye yalnızca kendi güçlerine, kendi örgütlenmelerine ve küresel ağlarına dayanarak hedeflerini gerçekleştirmek kalmaktadır.

Dugin, bazı Amerikan eyaletlerinde anti-Siyonizmin anti-Semitizm ile eş tutulmasını da bu çerçevede değerlendirir.

Ona göre burada dikkat çekici bir çelişki vardır:

İsrail Devleti bugün esas olarak Filistinlilerle, yani Sami kökenli Araplarla çatışma halindedir. Bu nedenle anti-Semitizm kavramının kullanım biçimi üzerine yeniden düşünmek gerektiğini savunur.

Dugin ayrıca Siyonist ideolojinin tam anlamıyla “Yahudi” olarak da tanımlanamayacağını öne sürer. Çünkü ona göre Yahudiliğin temel ilkelerinden biri olan Mesih’i bekleme anlayışı terk edildiğinde, geriye geleneksel Yahudilikten ne kadarının kaldığı tartışmalıdır.

Siyonistlerin gözünde İsrail Devleti’nin varlığı, kendi tarihsel haklılıklarının kanıtı olarak görülmektedir.

Onlara göre eğer İsrail Devleti kurulmuş ve ayakta kalmışsa, bu durum onların tarihsel misyonlarının doğruluğunu göstermektedir.

Dugin’e göre bu düşünceden sonra yalnızca bir adım daha kalmaktadır: Mescid-i Aksa’nın ortadan kaldırılması ve yerine Üçüncü Mabed’in inşa edilmesi.

Nitekim Tapınak Tepesi Sadıkları (Temple Mount Faithful) gibi bazı aşırı Siyonist gruplar açıkça bunu savunmaktadır. Son yıllarda Tapınak Tepesi üzerine yapılan araştırmalara önemli kaynaklar ayrıldığı da belirtilmektedir.

Dugin, Siyonizmin böylesine derin metafizik temellere sahip olduğunu düşündüğü için, Birleşmiş Milletler çağrılarıyla veya “barış yapalım, insan haklarına saygı gösterelim” türünden söylemlerle bu hareketin dizginlenemeyeceğini savunur.

Ona göre bugün yaşananlar, çok daha derin metafizik köklere sahip eskatolojik süreçlerin bir parçasıdır.

Bu nedenle olayları yalnızca ekonomi, piyasalar, petrol fiyatları, borsalar veya ulusal çıkarlar gibi alışılmış açıklamalarla anlamaya çalışmak giderek yetersiz kalmaktadır.

Dugin, günümüz dünyasının son derece ilginç fakat aynı zamanda son derece tehlikeli bir döneme girdiğini ileri sürer.

Ona göre eğer modern çağın oluşturduğu sis perdesini, bilgi kirliliğini, anlamsızlıkları ve parçalanmış bilinç durumunu aşabilirsek, Ortadoğu’da yaşananların arkasında çok daha derin ve ürkütücü bir tablo görebiliriz.

Metinde Bahsi Geçen Şahsiyetler

Gershom Scholem (1897–1982)

İsrailli tarihçi ve Yahudi mistisizmi (Kabala) uzmanıdır. Modern akademik Kabala araştırmalarının kurucusu kabul edilir. Scholem, Sabbatai Sevi’yi Siyonizmin öncülerinden biri olarak değerlendirmiş ve mesihçi hareketlerin Yahudi tarihi üzerindeki etkisini vurgulamıştır.

Sabbatai Sevi (1626–1676)

17. yüzyılda kendisini Maşiah (Mesih) ilan eden Yahudi mistik ve sahte mesih figürüdür. Onun etrafında oluşan hareket (Sabbataicilik), Yahudi dünyasında büyük heyecan uyandırmış; ancak Sevi’nin İslam’a geçmesiyle ciddi bir kriz yaşamıştır. Bu olay, bazı Yahudi mezheplerinde “ruhsal arınma amacıyla kuralların ihlali” anlamına gelen antinomian eğilimlerin gelişimini etkilemiştir.

Jacob Frank (1726–1791)

Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’dan çeşitli unsurları birleştiren Frankizm adlı dini hareketin kurucusudur. Frank, kendisini Sabbatai Sevi’nin yeniden beden bulmuş hâli olarak tanıtmış ve geleneksel Yahudiliğin reddini de içeren “günah yoluyla arınma” veya “kutsal ihanet” düşüncesini savunmuştur. Frank’ın takipçileri (Frankistler), kan iftirası gibi Yahudi karşıtı kampanyalara katkıda bulunmalarıyla da tartışmalı bir miras bırakmıştır.

Neturei Karta

1938 yılında kurulmuş, Siyonizm karşıtı ultra-Ortodoks Yahudi hareketidir. Bu gruba göre Yahudilerin Mesih gelmeden önce toplu hâlde veya güç kullanarak İsrail’e dönmeleri Tanrı’nın iradesine aykırıdır. Bu nedenle Siyonizmi dini açıdan meşru görmezler. Neturei Karta, İsrail Devleti’nin barışçıl yollarla sona erdirilmesini savunur ve Filistinlilere destek verir.

Başvurulan Kitaplar ve Kaynaklar

Gershom Scholem,

Sabbatai Sevi: The Mystical Messiah, 1626–1676
(Princeton University Press, 1973)

Sabbatai Sevi’nin hayatını ve etkisini inceleyen klasik bir biyografidir. Scholem bu eserinde Sevi’yi Siyonizmin öncüllerinden biri olarak ele almakta ve mesihçi beklentilerin zamanla siyasi hareketlere nasıl dönüştüğünü analiz etmektedir.

Paweł Maciejko,

The Mixed Multitude: Jacob Frank and the Frankist Movement, 1755–1816
(University of Pennsylvania Press, 2011)

Jacob Frank ve Frankizm üzerine yazılmış ilk kapsamlı akademik çalışmalardan biridir. Eser, Frankist hareketin Yahudi-Hristiyan ilişkileri üzerindeki etkilerini ayrıntılı biçimde incelemektedir.

Talmud (Ketubot 111a)

Bu bölümde “Üç Yemin” (Three Oaths) öğretisi yer almaktadır. Buna göre Yahudiler:

  • Mesih gelmeden önce toplu hâlde İsrail topraklarına dönmemeye,
  • Milletlere karşı isyan etmemeye,
  • Ahir zamanı zorla hızlandırmaya çalışmamaya

dair sembolik yeminlerde bulunmuşlardır.

Bazı dini çevreler bu metni, İsrail Devleti’nin kurulmasına karşı bir yasak olarak yorumlamaktadır.

Yotav Eliach,

Judaism, Zionism and the Land of Israel
(Wise Path Books, 2018)

Dört bin yıllık Yahudi tarihine genel bir bakış sunan eser, özellikle Siyonizmin dini ve ideolojik boyutlarına odaklanmaktadır.

Yitzhak Conforti,

Zionism and Jewish Culture: A Study in the Origins of a National Movement
(Academic Studies Press, 2024)

Siyonizmin kültürel kökenlerini inceleyen bu çalışma, gelenek ile modernite arasındaki dengeyi ve ulusal Yahudi hareketinin ortaya çıkışını analiz etmektedir.

Yossi Shain,

The Israeli Century: How the Zionist Revolution Changed History and Reinvented Judaism
(Post Hill Press, 2021)

Siyonizmin, Yahudi kimliğini diaspora merkezli bir yapıdan egemenlik ve devlet merkezli bir yapıya nasıl dönüştürdüğünü inceleyen kapsamlı bir çalışmadır.

Derek Penslar,

Zionism: An Emotional State
(Rutgers University Press, 2023)

Siyonizmin duygusal, psikolojik ve kültürel boyutlarını ele alan bir araştırmadır.

Marjorie N. Feld,

The Threshold of Dissent: A History of American Jewish Critics of Zionism
(NYU Press, 2024)

Amerika Birleşik Devletleri’nde Siyonizme eleştirel yaklaşan Yahudilerin tarihini ve düşünsel geleneklerini inceleyen bir çalışmadır.

İlginizi çekebilecek diğer gönderiler
BLOG SAYFALARI

İran İsrail ve Amerika'ya Karşı Savaşı Nasıl Kazandı?

Alexander Dugin Alexander Dugin, İran’ın İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri ile…
Devamını oku
BLOG SAYFALARI

Paşinyan'ın Son Oyunu: Barış, Referandum ve Güney Kafkasya'nın Geleceği

Sahavet Memmed Ermenistan’da gerçekleştirilen parlamento seçimlerinden önce, özellikle…
Devamını oku
BLOG SAYFALARI

Herkes Trump'ın bir planı olmadığını söylüyor. Peki Pekin neden endişeli görünüyor?

Howard Zhang Çin’in İran krizine verdiği tepki, enerji, güç ve ABD-Çin rekabetinin…
Devamını oku