BLOG SAYFALARI

Balkan Seyahatnamesi

Muammer İskenderoğlu

Balkanlar kesin sınırları tartışmalı olmakla beraber toplam yüzölçümü Türkiye’den küçük bir coğrafyayı ifade ediyor. Burada birçoğu şehir devleti sayılabilecek birçok ülke bulunuyor. Bu yazımda 18-30 Haziran 2026 tarihleri arasında gerçekleştirdiğim gezi notlarımı sunacağım.

İstanbul’dan hareketle Balkanlar’ı kendi aracımızla gezmeyi planladık. Yeşil pasaport sahibi olduğumuz için vize almaya ihtiyaç duymadık. Araç için 15 günlük Uluslararası Motorlu Taşıt Sigorta Kartı (International Motor Insurance Card) satın aldık. Kendimiz için Tüm Avrupa ülkelerini kapsayan 15 günlük sağlık sigortası yaptırdık. Gezi için yaklaşık 3000 km. bir güzergâh hazırladık. Kendi aracımızla seyahat edince gidişata göre bazı değişiklikler yaptık. Sonuçta 13 günde yaklaşık 4000 km. seyahat sonrası İstanbul’a döndük.

1. Gün: 18 Haziran Perşembe

    Perşembe sabahı İstanbul’dan hareket ettik. İpsala Gümrük Kapısından Yunanistan’a giriş yaptık. Yunanistan giriş kapısı tüm Balkanlar’da karşılaştığımız en yoğun giriş kapısıydı, bu nedenle de en çok beklediğimiz kapı oldu. Gümrükten sonra hemen otobana girdik. Yunanistan’da otoban denen yol Türkiye’deki bölünmüş yola daha çok benziyor. Otobanda bizdeki gibi çıkış noktasında ödeme yerine, Selanik’e kadar birçok ödeme noktasında durup ödeme yaptık. Bulgaristan hariç, uğradığımız diğer tüm ülkelerde otobanda ödeme bu şekilde yapılıyor. Gişe ödemelerini nakit veya kredi kartı ile yapmak mümkün. Yunanistan otobanında yol üzeri benzin istasyonu ve servis noktası olmuyor. Benzin için tabelaları takip edip otobandan çıkarak istasyona gidip sonra yeniden otobana dönmek gerekiyor. Biz İpsala sınırında depoyu doldurduğumuz için benzin ihtiyacı duymadık.

    İstanbul’dan yaklaşık 600 km. yol kat ederek Selanik’e ikindi vakti ulaştık. Aristo meydanına yakın bir yerde Ayasofya caddesinde iki odalı bir daire ayarlamıştık. Aracı daire yakınındaki kapalı otoparka bıraktık ve daireye yerleştik. Daire sahibiyle yüz yüze muhatap olmadık. Ödemeyi kart ile yapmıştık. Bina önüne vardığımızda ev sahibiyle telefonla görüştük. Daire anahtarını bina giriş kapısındaki şifreli kutudan aldık. Sabah da anahtarı aynı kutuya bırakarak ayrıldık. Diğer bazı şehirlerde de benzer sistemle evlere yerleştik. Hatta Berat’ta ev sahibi ücreti de masa üstüne bırakıp çıkabileceğimizi söyledi.

    Selanik’te eve yerleştikten sonra şehri gezmeye başladık. Selanik’in merkezi Aristo meydanı ve çevresi denebilir. 20. asrın başındaki büyük yangın sonrası Fransız mimar Ernest Hebrard tarafından 1918’de tasarlanan meydan günümüzdeki halini 1950’li yıllarda almış. Aristo meydanından kordon boyu yürüyüş yaptık. Kordon boyunda ve çevresinde Selanik’in simgesi olan Beyaz Kule, Selanik Çağdaş Sanatlar Merkezi, Fotoğraf Müzesi, Selanik Arkeoloji Müzesi, Zongolopoulos Şemsiyeleri ve İskender Anıtı gibi noktalar var.

    2.Gün: 19 Haziran Cuma

    Gezimize Selanik’te konaklama yerimizin hemen yanında yer alan, 7. asırdan kalma en eski dini yapılarından biri olan Ayasofya Kilisesi ile başladık. Oradan yakında Aristo meydanının üst kısmında Roma Forumu bölgesine ait kalıntıları gezdik. Forum’un yukarısında 3. asır Bizans eserlerinden Aya Dimitri Kilisesi’ni gezdik. Onun yakınında virane halde İshakpaşa Camii var. Cadde boyu doğuya doğru yürüyünce Atatürk Müze Evi’ne vardık. Müze ziyareti ücretsiz. Müzenin yakınında Osmanlı dönemi Islahhaneyi gezdik. Ücretsiz olmasına rağmen görevli bizi gezdirip bilgilendirdi. Yetimlere meslek kazandırılan bu merkezlerden Trabzon da dahil birçok Osmanlı şehrinde olduğunu haritayla gösterdi. Islahhanenin hemen yanındaki Rotunda, başta İmparator Galerius’un mezarı olarak yapılmış. Sonrasında, İmparator Theodosius zamanında kiliseye çevrilmiş, Osmanlı zamanında bir minare eklenerek cami yapılmış, sonra tekrar kilise olmuş ama minare aynı şekilde korunmuş. Günümüzde heykel müzesi olarak ziyarete açık.

    Selanik’te gezilecek başka yerler de olmasına rağmen şimdilik bu kadarla yetinerek Arnavutluk’a doğru yola çıktık. Kozani, Kesriye yolu boyunca düz ovaları geçtikten sonra dağlara tırmandık, yaylalardan geçtik ve Krystallopigi (Selanik’ten 213 Km.) sınırından Arnavutluk’a giriş yaptık. Sınırdan Görice, Pogradec üzerinden Elbasan’a vardık (140 km.). Burada bir mola verip, akşamüzeri 70 km. uzaktaki Berat’a vardık (Selanik-Berat yaklaşık 430 km).

    Berat, Osum Nehri kıyısında kurulu bir şehir. Nehrin iki yakasına yayılan geleneksel evler, Amasya evleri gibi, şehre tam bir kartpostal görüntüsü veriyor. UNESCO koruması altındaki şehrin çok iyi korunan, tarihi bir dokusu var. Berat’ta kaleye çıkışta Berat Etnografya Müzesi, Berat Kalesi içinde ve çevresinde birçok kilise, İkonografi Müzesi, vadi içinde Kurşunlu Camii, Sultan Camii, Halveti Tekkesi, Bekarlar Camii, karşı yakada Gorica Bölgesi, Gorica Köprüsü, gibi görülmesi gereken birçok eser var. Burada ve gezdiğimiz birçok şehirde değişik nedenlerle namaz vakti dışında camilerin son cemaat yerleri bile kapatılıyor. Bazı şehirlerde ise camiler görevli kontrolünde namaz vakitleri dışında da açık.

    Akşamüzeri Berat’ta konaklayacağımız daireye vardıktan sonra nehir kıyısında bir gezintiye çıktık. Osmanlı paşasının yıkılan konağının kalıntıları üzerine yapılan konser alanında bir yaz konserine rastladık.

    3.Gün: 20 Haziran Cumartesi

    Berat’ta sabah tekrar gündüz gözüyle nehir kıyısını gezdikten sonra geçmişi Bizans dönemine uzanan kale bölgesini dolaştık. Kaleden iniş yolu üzerinde Berat Etnografya Müzesi’ni gezdik. Ardından eski şehirdeki dar sokaklarda dolaştık. Ardından Durres yolu üzerinden akşamüzeri Tiran’a vardık (Berat-Tiran yaklaşık 126 km).

    Tiran’da yine merkezde konaklayacağımız daireye yerleştikten sonra merkezde gezmeye çıktık. Tiran sokakları protestocularla doluydu. Neyi protesto ettiklerini sorduğumuzda, Trump’ın damadının koruma altındaki alana turistik yatırım projesi ve diğer yönetim hoşnutsuzlukları ile ilgili protestolar olduğunu anladık. Tiran parkları, müzeleri, renkli yapıları ile gezmesi keyifli, hoş bir şehir. Şehir Osmanlı eserlerinden komünist döneme, oradan modern döneme mimari çeşitlilik gösteriyor.

    Tiran’da İskender Bey Meydanı, meydan etrafında bakanlık binaları, Ethem Bey Camii, Ulusal Tarih Müzesi, Opera, Ortodoks Kilisesi, Tiran Piramidi ve şehrin kıyısında Bektaşi Merkezi ve büyük bir sığınak olan Bunk’Art gibi birçok yer gezilebilir. Akşam üstü önce Türkiye’nin yaptırdığı Namazgah Camii’ni ziyaret ettik. Bitişiğinde polis korumasındaki binanın ne olduğunu polise sorduğumda Meclis olduğunu öğrendim. Hemen Bitişiğinde Meclis’i gölgede bırakacak böyle görkemli bir camiye nasıl izin verilmiş hayret. Buradan İskender Bey meydanı çevresini gezdik.

    4.Gün: 21 Haziran Pazar

    Tiran’da sonraki gün yine akşam gezdiğimiz yerleri gün ışığında gezdik. Ardından şehir kenarında Bektaşi Merkezi’ni ziyaret ettik. Geniş arazi üzerine yapılmış farklı işlevdeki binalar ve şeyhlerin defnedildiği türbeden oluşan merkez Hacıbektaş’taki merkez gibi kalabalık değil. Buradan yakındaki Bunk’Art adlı sığınaktan dönüştürülmüş müzeyi gezdik. Komünist yönetimin inşa ettiği binlerce sığınaktan yönetici elite ait bu mekân bir hatıra müzesi olarak düzenlenmiş.

    Arnavutluk’ta Durres-Tiran yolu biraz geniş ve bölünmüş yol, Tiran’dan İşkodra’ya giden yolun da bir kısmı ücretli otoban. Diğer yollar genellikle tek gidiş tek geliş, bazen de tek şeritli ve virajlı yollar. Öğleden sonra Tiran’dan İşkodra üzerinden Karadağ’a geçtik. Burada gümrüklerde fazla beklemeden geçiş yaptık.

    Karadağ’da artık çoğu zaman tek şeritli virajlı yollardan geçerek, Adriyatik kıyılarında deniz tatili yapmak isteyenler için en ünlü yerlerden biri olan Budva şehir merkezine birkaç kilometre kala denize nazır kıyıdan birkaç kilometre yukarda bir köy evinde konakladık. (Tiran-Budva yaklaşık 200 km.). Köy evi tepeden bir tarafta Karadağ’ın simgesi olmuş küçük bir ada olan Sveti Stefan’a diğer taraftan Budva sur içine bakıyor.

    5.Gün: 22 Haziran Pazartesi

    Budva Adriyatik bölgesinin en eski yerleşim yerlerinden biri. Köydeki daireden sabah ayrılıp eski şehri gezmeye başladık. Şehir taş sokakları, küçük meydanları ve eski yapıları ve görkemli kiliseleri ile oldukça güzel bir şehir.

    Budva’da kısa bir gezintiden sonra 25 km. ötede dağların arasına saklanmış Kotor’a geçtik. Burası Orta Çağ dokusu ile Karadağ’ın en güzel şehirlerinden biri. Şehrin surları 17. ve 18. asırlarda Venedikliler tarafından yapılmış. Sur içinde birçok kilise ve malikane çok iyi korunmuş. Büyük gemiler Kotor körfezinden limana kalabalık turist taşıyor. Körfezin güney sahilini takip ederek, ileride feribotla karşıya geçerek Hırvatistan sınırına vardık. Burada da fazla beklemeden sınırları geçerek tekrar Adriyatik sahiline inip sahil boyu devam ederek ikindi vakti Dubrovnik’e vardık (Kotor-Dubrovnik 80 km.), aracı park edip sur içini gezmeye başladık.

    Dubrovnik, Budva ve Kotor’da gördüğümüz surlarla kaplı eski şehirlerin daha büyük ve görkemlisi denebilir. Dubrovnik, surların içindeki turuncu çatılı evleri, tertemiz taş mimarisi ve kıyı manzaraları ile bu bölgenin en güzel şehri. Sur dışındaki yeni yapılanma da eski şehirle uyumlu görünüyor.

    Dubrovnik’in görkemli surlarından eski şehre giriş yaptık. Burada UNESCO koruması altındaki Stradun Caddesi başta olmak üzere Dubrovnik’in başlıca tarihi yapıları yer alıyor. Stradun Caddesi boyunca yürüdük, ana meydanları ve buralardaki birkaç kilise ziyaret ettik. Kilise görevlileri de ziyaretçilerin yarı çıplaklığından bunalmış, girişlere uyarı afişleri asmışlar. Ardından ara sokaklarda dolaştık. Sur içinde bir binanın içinde cami ve İslam merkezi de bulunuyor.

    Stradun Caddesi boyunca St. Saviour Katedrali, Büyük Onofrio Çeşmesi, Franciscan Manastırı, Katolik Kilisesi, II. Onofrio Çeşmesi, Orlando Anıtı, Çan Kulesi, Sponza Sarayı ve Dominikan Manastırı, geçmişte Ragusa Cumhuriyeti’nin yönetim merkezi, şimdi ise müze olan Rektörlük Sarayı gibi yapılar var.

    Akşamüzeri Dubrovnik’ten ayrılarak Peljesac Köprüsü üzerinden geçerek Metkoviç yakınlarında tenha bir noktadan sınırı geçerek Bosna-Hersek’e girdik ve gece Capljina adlı küçük bir kasabada konakladık (Budva- Capljina yaklaşık 230 km).

    6.Gün: 23 Haziran Salı

    Capljina’dan sabah ayrılarak önce 5 km. uzakta, Neretva Nehri kıyısında yer alan tarihi ve turistik bir Osmanlı köyü olan Poçitel’e geldik. Doğal bir kaya amfitiyatrosu içine inşa edilen bu yerleşim, tipik Osmanlı mimarisini ve dokusunu günümüze kadar koruyabilmiş en önemli noktalardan biri. Tek tük ziyaretçiler ana yoldan kaleye doğru yürüyüş yollarından yürüyerek köyü geziyorlardı.

    Poçitel’in ardından 25 km. uzaktaki Kravice şelalelerini gezdik. Yüksekliği yaklaşık 25 metre olan şelale ve etrafındaki tabiat parkı popüler bir yüzme ve piknik alanı. Şelale önündeki gölet yüzmeye gelen insanlarla doluydu. Etraftaki işletmeler de şelalenin doğal güzelliğini gölgelemeye başlamış.

    Kravice’nin ardından 45 km. uzaktaki Blagay veya Alperenler Tekkesi’ni ziyaret ettik. 16. asır bir Osmanlı dervişi tarafından inşa edilen tekke Buna Nehri’nin kaynağındaki büyük bir kayalığın kenarına inşa edilmiş. Burada da ticari işletmeler tekkenin kapısına kadar her yeri işgal etmiş.

    Blagay’ın ardından ikindi vakti 15 km. uzaktaki Mostar’a vardık. Mostar, Hersek bölgesinin en büyük şehri. Şehrin en özel sembollerinden olan ve şehrin iki yakasını birleştiren Mostar Köprüsü, Neretva Nehri’nin muhteşem manzarasına da ev sahipliği yapıyor. İlk olarak Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile inşasına başlanan köprü, iç savaş sırasında yıkılsa da daha sonradan yeniden inşa edilmiş. Eski güzelliğine kavuşması için yapılan uzun süreli çalışmalar sonrasında köprü UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almıştır. Mostar’ın sokaklarında uzun bir yürüyüş ve nehir kenarında dinlendikten sonra akşam Saraybosna’ya doğru yola çıktık. Yolun Saraybosna’ya yakın kısmı otobandı. Sabah Capljina’dan hareketle yaklaşık 200 km yol kat ederek Saraybosna’ya vardık ve merkezde bir dairede konakladık.

    7.Gün: 24 Haziran Çarşamba

    Saraybosna’da sabah ilk olarak konakladığımız evin hemen yanındaki Kovaçi Mezarlığında Aliya İzzetbegoviç’in mezarını ziyaret ettik. Bir ülkenin kurucu lideri sade bir mezarda da medfun olabiliyormuş! Ardından eski şehri gezmeye başladık. Burada Osmanlı ve Avusturya-Macaristan dönemi mimarisi ile inşa edilmiş bölgeler var ve bu iki bölgenin ayrıldığı noktaya Kültürler Buluşması noktası ismiyle sembolik bir işaret konulmuş.

    Saraybosna’da gezilecek çok yer var. Baş Çarşı: 15. asırda Osmanlılar tarafından inşa edilen, ortasındaki tarihi Sebil ile özdeşleşmiş, bakırcıları, börekçileri ve hanlarıyla yaşayan bir tarih. Saraybosna’yı şehir yapan Osmanlı Valisi Gazi Hüsrev Bey’in mirası Gazi Hüsrev Bey Külliyesi (Cami, Medrese, Saat Kulesi, Kurşunlu Medrese). Morica Han: Baş Çarşı içinde günümüze ulaşabilmiş tek Osmanlı kervansarayı. İçinde kahve içip dinlendik. Akşam da Bosna-Hersek Katar futbol karşılaşmasını seyrettik. Hünkâr Camii: Fatih Sultan Mehmed’e ithafen inşa edilen şehrin ilk camisi. Latin Köprüsü: Osmanlı yapısı bu köprü, I. Dünya Savaşı’nı başlatan Avusturya-Macaristan Veliahdı Franz Ferdinand suikastının gerçekleştiği yerdir. Ayrıca Avusturya-Macaristan dönemi bölgesinde görkemli yapılar ve kiliseler de görmeye değer. Müzelerin bir kısmı kapalıydı. Soykırım müzesini gezdik. Biz müzedeyken dışarıdan Mehter müziği sesi geliyordu. O gün Türk Mehter takımı şehri dolaşmış, ama bir karşılaşmadık.

    8.Gün: 25 Haziran Perşembe

    Saraybosna’da sonraki gün Miljacka Nehri kıyısındaki Dariva gezinti yolunda yürüyüş yaptık. Yolda her ülke elçiliği bir oturak yapıp ismini yazmış. Ihlamur toplayanları görünce bizde biraz toplayıp aracımıza koyarak içini hoş kokuya boğduk. Gezdiğimiz birçok şehirde ana caddelerde bile ıhlamur ağaçları süslemesi dikkatlerden kaçmıyor. Sonra tabyalara çıkarak şehri yukardan seyrettik. Savaş Çocukluğu Müzesini gezdik. Ardından havaalanı kenarındaki Saraybosna Umut Tüneli’ni gezdik.

    Saraybosna’dan Sırbistan’ın Boşnakların yaşadığı Yeni Pazar’a (Novi Pazar) gitmek için ikindiye yakın yola çıktık. Ormanlar ve yaylalardan geçerek yaklaşık 300 km. yol kat ederek akşamüzeri vardığımız Yeni Pazar merkezde konakladık.

    9.Gün: 26 Haziran Cuma

    Yeni Pazar küçük bir şehir olduğundan gezilecek yerlerin birçoğunu yürüyerek keşfetmek mümkün. Kale içi güzel bir park olarak düzenlenmiş,  kale dışında Meşihat Binası dikkat çekiyor. Eski çarşının ortasında Saraybosna Baş Çarşıdaki sebilin bir benzeri var.

    Yeni Pazar’dan öğle üzeri Kosova’ya geçmek için ayrıldık. Sırbistan Kosova’yı tanımadığı için geçiş noktaları sorunlu. Google geçişi Karadağ üzerinden verirken, Yandex doğrudan birkaç geçiş veriyordu. Biz en kısa geçiş diye girdiğimiz yolun sonunda sınır noktasından Sırp polis tarafından başka bir sınıra yönlendirildik. Geri dönerken Yandex bizi kestirme yol diye stabilize dağ yollarına verince fiilen Kosova sınırları içine girdik, ama ana yola çıkış noktasında bu kez Kosova polisi bizi geri döndürüp ana yoldan Sırp çıkış kapısına yönlendirdi. Bir saatlik bir sınır geçişi için saatlerce dolaştık. Sonunda doğru sınır kapısını bulup Sırbistan’dan çıkış yapıp Kosova’ya giriş yaptık. Taşıt Sigortamız burada geçerli olmadığı için burada bir günlük bir sigorta satın aldık.

    Sınırı geçtikten sonra Mitrovica yolu üzerinden Priştine’ye vardık. Burada Kosova Ovasında Sultan Murat (Meşhed-i Hüdavendigar) Türbesi’ni ziyaret ettik. Burası 1389 yılındaki I. Kosova Savaşı’nda şehit düşen Sultan I. Murad’ın iç organlarının gömülü olduğu anıt mezar. Ardından Prizren şehrine doğru yola koyulduk.

    Sabah ayrıldığımız Yeni Pazar’dan yaklaşık 200 km. yol kat ederek akşamüzeri Prizren’e vardık. Merkezde konaklayacağımız eve yerleşip şehri keşfe çıktık. Ev sahibimiz bize kiracı gibi değil, misafir gibi davrandı. Bize ikram ettiği kendi üretimi gül şerbetli ile Türk kahvesini hiçbir kafede bulmak mümkün değil. Ev sahibi herkese ikram ettiğini ama Türklere daha özel ikramlar yaptığını ifade etti.

    10.Gün: 27 Haziran Cumartesi

      Prizren de Balkanlar’da Osmanlı sivil ve dini mimarisinin en iyi korunduğu, sokaklarında hala yaygın olarak Türkçe konuşulan adeta bir açık hava müzesi. Diğer birçok şehirde olduğu gibi Nehrin iki yakasına kurulmuş şehirde görülecek çok eser var: Sinan Paşa Camii: Şehrin tam merkezinde, Bistrica (Akdere) nehrinin kenarında yükselen, kalem işleri ve devasa kubbesiyle büyüleyici bir 17. asır eseri. Prizren Taşköprü: Akdere üzerinde, Sinan Paşa Camii ile harika bir siluet oluşturan tarihi Osmanlı köprüsü. Gazi Mehmet Paşa Hamamı ve Camii: Balkanlar’ın en büyük hamam yapılarından biridir. Prizren Arnavut Birliği, Halveti Tekkesi, Saat kulesi, Arkeoloji Müzesi, Meryem Ana Kilisesi, Aziz George Sırp Ortodoks Katedrali ve diğer kilise ve manastırlar. Prizren Kalesi: Şehri tepeden gören, Roma’dan Osmanlı’ya kadar askeri merkez olarak kullanılan, harika bir şehir manzarası sunan kale.

      Prizren’den öğle üzeri Ohri’ye gitmek için ayrıldık. Yol daha kısa ve hızlı olduğu için otobandan Arnavutluk’un Kukes şehrine geçtik, oradan da yüksek dağ yamaçlarından, yaylalardan geçerek tekrar Makedonya topraklarına girdik. Önce Ohri gölü kenarındaki Struga’da kısa bir mola verdik. Ardından Struga Ohri arasında gölde yüzme molası verdik. Prizren’den Arnavutluk üzerinden yaklaşık 210 km. yol kat ederek akşamüzeri Ohri merkezde konaklayacağımız eve vardık. Akşam yine yürüyerek şehri keşfetmeye çalıştık.

      11.Gün: 28 Haziran Pazar

        Ohri eski şehri göl kenarındaki yamaca inşa edilmiş. Burada gezilecek birçok mekân var: Ohri çarşısı, Halveti Tekkesi ve Zeynel Abidin Paşa Camii, Ali Paşa Camii, Antik tiyatro, kiliseler, Ohri Kalesi ve Liman.

        Ohri’de sabah şehir turu yaptıktan sonra 30 km. uzaktaki Aziz Naum’a doğru yola çıktık. Ohri Gölü kıyısında yer alan, 10. asır başında inşa edilen Aziz Naum Manastırı, eşsiz doğal güzelliklerle çevrili görülmeye değer bir simgesel yapı. Slav alfabesinin icat edenlerden Aziz Naum’un mezarı da bulunan manastır, aynı zamanda Ortodoks dünyası için büyük öneme sahip. Manastırın yemyeşil doğası, Ohri Gölü’nün turkuaz sularıyla birleşerek burayı hem ruhani hem de huzur dolu bir kaçış noktası haline getiriyor. Burada Ohri gölünü besleyen Crni kaynağında kısa bir kayık turu yaptık.

        Aziz Naum’dan sonra Kuzey Makedonya’nın en önemli doğal güzelliklerinden biri olan Galicica Dağı ve eteklerini kapsayan milli park içinden geçerek dağın zirvesinden Prespa Gölü kenarına indik, oradan yol üzerinde Resne’ye uğradık. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önemli üyelerinden Resneli Niyazi’nin müze evini ziyarete gittik, ama müze kapalıydı.

        Resne’nin ardından 35 km. uzaktaki Manastır’a vardık. Burada da gezilecek birçok mekân var: Manastır Askeri İdadisi: Balkanlar’ın en önemli askeri lisesi ve Atatürk’ün eğitim gördüğü, günümüzde şehir müzesi olarak kullanılan bina. İshak Çelebi Camii ve Yeni Cami: Şehrin merkezinde yükselen klasik dönem Osmanlı eserleri. Tarihi Şirok Sokak ve Saat Kulesi: Osmanlı son dönemi sivil mimarisini yansıtan elit bir cadde.

        Manastır’dan ikindi üzeri ayrılarak 125 km. uzaktaki Gostivar’a vardık. Burada şehir merkezinde kısa bir gezi yaptıktan sonra Vardar nehrinin kaynağında dinlendik. Ardından konaklama mekanımıza gittik. Ohri’den başlayan yolculuğumuz yaklaşık 250 km. sonra Gostivar’da son buldu.

        12.Gün: 29 Haziran Pazartesi

          Gostivar’dan sabah erkenden hareket ederek 25 km. uzaktaki Kalkandelen’e vardık. Burada ilk olarak geniş bir alana kurulu Harabati Baba Tekkesi’ni ziyaret ettik. Ardından iki kız kardeş Hurşide ve Menşure hanımların yaptırdığı Alaca Camii’ni ve çevresini ziyaret ettik.

          Kalkandelen’den ayrılıp 45 km. uzaktaki Üsküp’e öğle üzeri vardık. Hava çok sıcak olduğu için konaklama mekanımızda biraz dinlendikten sonra ikindi üzeri şehri keşfetmeye çıktık.

           Üsküp’te de gezilecek birçok mekân var. Üsküp Türk Çarşısı (Eski Çarşı): İstanbul dışındaki en büyük Osmanlı çarşılarından biri. Taşköprü: Vardar Nehri üzerinde olup şehrin simgesidir. Mustafa Paşa Camii, Sultan Murad Camii ve Saat Kulesi, Tarihi Hanlar (Kurşunlu Han, Sulu Han, Kapan Han) ve Davut Paşa Hamamı. Vardar nehri çevresinde eski Yunan mimarisi taklidi müze ve devlet yapıları var. Taş köprüden yeni şehir tarafına geçince Büyük İskender anıtı, Rahibe Teresa Anıt Evi, Konstantin ve Elena Ortodoks Kilisesi, Meclis binası, diğer devlet kurumları. Üsküp’ün meydanlarında, parklarında ve köprülerinde Yunan taklidi heykeller dikkat çekiyor. Akşam Taş Köprü kenarında halk oyunları festivaline rastladık, biraz seyredip konaklama mekanına döndük. Gostivar’dan başlayan günümüz yaklaşık 70 km. seyahatten sonra Üsküp’te son buldu.

          13.Gün: 30 Haziran Salı

            Üsküp’ten ayrılarak bir süre otobandan gittikten sonra dağlık ve ormanlık yollardan 115 km. yol aldıktan sonra Bulgaristan sınırına vardık. Gyueshevo sınır kapısından Bulgaristan’a giriş yapıp, otoban taşıt pulu vinyet satın aldık. Bir süre tek gidiş tek geliş yoldan devam ettikten sonra otobana ulaştık. İkindi üzeri Kapıkule sınır kapısına vardık. Burada Bulgar tarafında bir saat kadar kuyrukta bekledikten sonra bizim sınır kapısından hızlıca giriş yaptık.

            Edirne’de kısa bir mola verip yenilenip açılışı yapılan Selimiye Camiini ziyaret ettik. Akşamüzeri İstanbul’a vardık. Üsküp’te başlayan günümüz 785 km. seyahat sonrası İstanbul’da sona erdi.

            Balkan ülkelerinde yemek olarak bir tür kebap olan cevapi ve börek dışında dikkat çekici bir şey görmedik. Yiyecek içecek fiyatları da denildiği gibi çok ucuz değil. Zannederim ödemeler Euro ile yapılınca, psikolojik olarak daha az ödeme yapıldığı zannediliyor.

            Balkan turu için Mayıs ayı sonu daha uygundu. Fakat araya Kurban Bayramı girmesi nedeniyle birkaç hafta geciktik. Bu nedenle gezimizin son günlerinde bunaltıcı sıcaklara maruz kaldık. Böyle bir tur düşünenler için Mayıs ayı sonu veya sonbahar başları daha uygun olabilir.

            İlginizi çekebilecek diğer gönderiler
            BLOG SAYFALARI

            Özel Askerî Operasyondan Medeniyetler Arası Savaşa

            Alexander Dugin Sputnik TV’deki “Escalation” programında Alexander Dugin ile…
            Devamını oku
            BLOG SAYFALARI

            Husiler Küresel Savaşın Merkezinde

            Düşmana karşı uygulanabilecek en etkili strateji, onu savaşmadan mağlup…
            Devamını oku
            BLOG SAYFALARI

            Siyonizmin Özü - Metafizik ve Tarihsel Bir Analiz

            Alexander Dugin Aleksandr Dugin’e göre Siyonizm, Yahudiliğin kendi içinden doğan…
            Devamını oku