BLOG SAYFALARI

Ya Maduro ya da ABD’nin Yeni Felaketi

Amerikan Başkanı Donald Trump, göreve ikinci defa geldiği Ocak 2025’ten bu yana ABD’yi doğrudan etkileyecek kişisel bir başarı ve gövde gösterisinin peşinde.

Trump önderliğindeki ABD yönetimi, Venezuela’ya karşı diplomatik baskı ve ekonomik yaptırımların ötesine geçti ve askeri seçeneği açıkça gündeme getiren agresif bir söylem benimsedi. Bu gelişme, ABD’nin Latin Amerika politikasında önemli bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. Çünkü bu tutum, “Soğuk Savaş”ın sona ermesinden bu yana geçen on yıllar süren göreceli gerilemenin ardından bölgede zor kullanma ve baskı kavramlarını yeniden gündeme getirdi.

Trump’ın ikinci döneminde, özellikle Şubat 2025’te, ABD Dışişleri Bakanlığı “Tren de Aragua”[1] (Aragua Treni) adlı bir suç şebekesini yabancı terör örgütü olarak sınıflandırdı. Ardından aynı yılın Temmuz ayında, ABD Hazine Bakanlığı “Cartel de los Sols”[2] adlı kuruluşları Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi’nin (OFAC) yaptırım listesine ekleyerek onları ulusötesi terör örgütü ilan etti.

ABD hükümetinin daha önceki hiçbir raporunda -ne Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi’nden ne de Dışişleri Bakanlığı’ndan- bu iki grubun açık bir tehdit kaynağı olarak sınıflandırılmadığını belirtmekte fayda var.

Dahası, yukarıdaki sınıflandırma, tehdidin büyüklüğünü veya her iki gruba yönelik suçlamaların özünü kanıtlayacak herhangi bir kanıttan yoksun. Nitekim, Tran de Aragua’nın tutarlı bir uluslararası terör ağı olduğuna dair açık bir kanıt bulunmuyor. Trump yönetimi, iki grubun Nicolás Maduro hükümetiyle işbirliği yaptığını ve ABD’ye uyuşturucu sevkiyatı yapan en önde gelen kaçakçılar arasında yer aldığını iddia etse de bu suçlamalar, böyle bir bağlantıya dair açık bir kanıt sunulmadan yapılmıştır.

Donald Trump’ın ikinci yemin töreninden tam 314 gün sonra, dünya modern Amerikan tarihinin en hızlı ve beklenmedik stratejik değişimlerinden birine tanıklık ediyor: ABD’nin askeri, siyasi ve ekonomik ağırlık merkezinin Batı Asya ve Hint-Pasifik’ten Batı Yarımküre’ye ani bir şekilde kayması ve tek ve net hedefin Venezuela olması.

Daha altı ay önce, USS Gerald R. Ford uçak gemisi, İran ve Yemen’le mücadele etmek için Doğu Akdeniz’de devriye geziyordu. Bugün, aynı gemi, USS ve Kearsarge savaş gemileriyle birlikte, Venezuela kıyılarından 180 mil açıkta demirli ve Porto Riko, Aruba, Curacao ve Guantanamo Körfezi’ndeki üslerde 15.000’den fazla Deniz Piyadesi, Delta Force birimi ve F-35B savaş uçağı yüksek alarm seviyesinde tutuluyor. Bu, 1962’deki Küba Füze Krizi’nden[3] bu yana Karayipler’deki en büyük ABD donanma varlığı anlamına geliyor.

Peki bu durumda en önemli soru ne?

Burada asıl soru şu olsa gerek: Trump neden aniden Batı Asya’dan Güney Amerika’ya yöneldi? Cevap ise dört başlıkta incelenmeli:

  1. İç siyaset
  2. Ekonomik çıkarlar
  3. Güç rekabeti
  4. Kişisel hesap

İç siyaset ve koltuğu sağlama alma girişimi

Donald Trump’ın ikinci döneminin ilk gününden itibaren, MAGA[4] tabanına hitap edecek, televizyonda iyi görünecek ve en önemlisi de çabucak bitecek ve sürüncemede kalmayacak “parlak bir dış zafer ve güç gösterisi” aradığı herkesin malumu. Batı Asya artık eskisi gibi “hızlı bir zafer” veya daha doğru bir tabirle “yakıp yıkıp çekilme” sunmuyor. Zira İran nükleer çalışmalara sahip ve aynı zamanda ulaştığı füze teknolojisiyle hızlı ve yıkıcı karşılık veren bir pozisyon elde etti. 13 gün süren İran-İsrail savaşında her iki düşman da gördü ki (hem ABD hem Siyonist İsrail) açık bir savaşın devamı İsrail’in yeryüzünden silinmesi anlamına geliyordu. Yemen hem jeopolitik ve jeostratejik açıdan hassas bir bölgede hem de artık askeri olarak hipersonik füzelere sahip ve İsrail aleyhine yürüttüğü operasyonlarda dünya gündemine oturan başarılar elde etti. Hizbullah ile herhangi bir çatışma ise, yalnızca bir Direniş Örgütü ile çatışma değil bölgesel bir savaşa dönüşebilecek tehlikeye sahip.

Peki ya Venezuela? Ordusu, Küresel Ateş Gücü sıralamasında dünyada 50. sırada, donanması neredeyse yok denecek kadar az. Savunma sistemleri nispeten eski ve en önemlisi de, Amerika Birleşik Devletleri’ne sadece 1.840 kilometre uzaklıkta. Trump için Venezuela, kolay seviyede olan bir video oyunu gibi. Dolayısıyla, ABD için böyle bir hedef, İran ve Yemen’den çok daha kolay ve erişilebilir bir yem. Zira Venezuela’nın alacağı bir yenilgi, Beyaz Saray’daki mevcut başkanı bir hayli memnun edecektir.

Ekonomik çıkarlar

Tabii, Venezuela’nın petrol kaynakları konusunu da unutmamalıyız. Venezuela’nın dünyanın en büyük kanıtlanmış ham petrol rezervlerine sahip olduğu bir gerçek. 304 milyar varil petrol ve bu, Suudi Arabistan ve Irak’ın sahip olduğu petrolün toplamından daha fazla. Çin’in Venezuela’dan yaptığı yoğun petrol alımları ve Rusya’nın ülkenin petrol sektörüne yaptığı yatırımlar, Beyaz Saray liderlerini dünyanın en büyük petrol kaynaklarına sahip ülkede kukla bir hükümet kurmayı ve kontrol etmeyi düşünmeye yöneltti.

ABD yaptırımları ve teknolojik zayıflık, Venezuela petrol endüstrisinde önemli bir düşüşe yol açtı. Ancak, bu kaynakları kontrol etmek veya ABD piyasa sistemine geri döndürmek, özellikle Venezuela petrol sahaları üzerinde doğrudan kontrol sağlamak veya özellikle Chevron ve Exxon Mobil gibi ABD şirketlerine imtiyazlar sağlamak açısından ABD için büyük bir stratejik avantaj olacaktır.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, yaptırımların hafifletilmesi karşılığında ABD’nin büyük petrol imtiyazlar elde etmesi tekliflerini reddetmişti. Elbette Maduro, ABD şirketlerini yeni sözleşmelerle ikna etmeye çalışmış, ancak Washington’ın Caracas’a dayattığı siyasi izolasyon nedeniyle önemli bir başarı elde edememişti. Bu nedenle, Venezuela’nın enerji kaynaklarını kontrol etmek ve Çin ile Rusya’yı bu kaynaklara yatırım yapmaktan caydırmak, Washington’un hesaplamalarının temel hedeflerinden biridir.

Güç rekabeti

ABD’nin Venezuela’ya odaklanmasının bir diğer nedeni de Caracas’ın Çin, Rusya ve İran için önemli bir stratejik ortak olmasıdır. Moskova, Caracas’a Su-30 savaş uçakları, T-72 tankları ve S-300 sistemleri sattı. Ayrıca Rusya’nın Venezuela topraklarında gizli bir istihbarat ağı kurduğu düşüncesi de var. Pekin ise petrol karşılığında liman ve telekomünikasyon altyapısı inşa etti. Ülke ayrıca son on yıldır Tahran ile iyi ilişkiler içinde olmuş, uluslararası arenada İran’ın anti-emperyalist tutumunu desteklemiş ve çeşitli uluslararası forumlarda Tahran ile aynı çizgide konumlanmıştır.

ABD Çin, Rusya ve İran’a, kendi arka bahçesinde nüfuzlarını genişletmeye yönelik herhangi bir plan veya eylemin ciddi bir tepkiyle karşılanacağı mesajını vermek isterken, aynı zamanda dünyanın geri kalanına Latin Amerika’nın hâlâ yalnızca ABD nüfuz alanı içinde olduğunu hatırlatmak istiyor.

Maduro ile kişisel düşmanlık

Son olarak, Trump’ın Maduro’ya karşı kişisel düşmanlığından bahsetmek gerekir. Donald Trump, başkanlık görevinin ilk döneminde Venezuela’daki muhalefet hareketini desteklemeye ve Maduro liderliğindeki meşru hükümeti devirmeye çalıştı ancak başarısız oldu. Analistlere göre Trump, saldırgan, ırkçı ve totaliter ruhu göz önüne alındığında, bu meseleyi artık Maduro ile kişisel bir hesaplaşma olarak görüyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri bir harekâta girişip girişmeyeceği, eğer askeri bir harekât kararı alınırsa, olası operasyonun ölçeğinin ne olacağı veya askeri bir harekât yapılmaması durumunda Beyaz Saray’ın alternatif çözümünün ne olacağı henüz belirsiz.

Peki ABD’yi ne bekliyor?

Her halükarda çoğu uzmana göre, ABD Venezuela’yı “karteller” veya “rejim değişikliği” bahanesiyle işgal ederse, Vietnam, Irak ve Afganistan’dan çok daha kötü bir bataklıkla karşı karşıya kalacaktır. Milyonlarca Bolivarcı milis dağlarda, ormanlarda ve Caracas’ın dar sokaklarında gerilla eğitimi aldı ve aslında Venezuela’daki her sokak, işgalci ordu için bir Felluce’den ibaret. ABD, Irak’ın iki katı büyüklüğünde bir ülke, öfkeli bir nüfus, aşılmaz bir coğrafya ve ideolojik bir halkla karşı karşıya kalacak. Bu da hızlı bir zafer değil, kendi arka bahçesinde tam teşekküllü bir bataklığa yol açacak bir sorun.

Güney Amerika’nın baskın “anti-emperyalist” ve “Amerika karşıtı” görüşlere sahip ülkelerden oluşan bir kıta olduğu ve Trump’ın maceraperestliğinin ona tarihi bir zafer ve başarı yerine tarihi bir felaket getirebileceği unutulmamalıdır.


[1] https://en-wikipedia-org.translate.goog/wiki/Tren_de_Aragua?_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=tc

[2] https://www.aljazeera.com/news/2025/11/24/what-is-cartel-de-los-soles-the-latest-group-designated-terrorist-by-us

[3] Ver Türkiye’yi al Küba’yı – Son Dakika Haber

[4] “Make America Great Again (Amerika’yı Yeniden Harika Yap)”, Amerikalı politikacılar tarafından kullanılan bir kampanya sloganıdır.

İlginizi çekebilecek diğer gönderiler
BLOG SAYFALARI

Hürmüz’de Güç Satrancı: ABD’nin Derin Sulardaki Kumarı Başarısızlığa Mahkûm

Profesör Arnold August ile röportaj: İran’ın güney sularındaki son gerilimler, basit bir…
Devamını oku
BLOG SAYFALARI

ABD İran’a Karşı Askerî Operasyonlarını Sürdürür mü?

Mevcut tabloya bakıldığında, ABD’nin en azından Mayıs ayına kadar ne geniş çaplı bir…
Devamını oku
BLOG SAYFALARI

Papa’nın ABD–İsrail–İran Savaşına Karşı Duruşu: Ahlaki Otorite ile Jeopolitik Gerilim Arasında

Orta Doğu’da tırmanan savaş yalnızca devletleri değil, küresel ahlaki düzeni de test…
Devamını oku