Avrupa’da merkez sağ artık radikal sağdan “kendini korumaya” çalışan bir set değil; ikisi giderek aynı kampta buluşan, AB’nin yeşil ve sosyal düzenleyici programını “rekabetçilik” ve “bürokrasiyi azaltma” adına törpüleyen ortak bir blok. Bu blok, yalnızca birkaç yasa maddesini değil, AB’nin ne tür bir kapitalizm istediğini yeniden tanımlamaya aday.
Önemli Noktalar
- Avrupa Parlamentosu’nda merkez sağ (özellikle EPP), iktidar çoğunluğunu korumak ve “rekabetçilik” anlatısını sahiplenmek için radikal sağ ile açıkça ortak oylamalara yönelerek, yeşil ve sosyal regülasyonların kapsamını daraltan bir sağ blok kuruyor.
- Bu yeni çoğunluk, bürokrasi ve rekabetçilik söylemini kullanarak şirket raporlama yükümlülüklerini azaltıyor, zorunlu iklim geçiş planlarını ve tedarik zinciri sorumluluğunu zayıflatıyor; eleştirmenlere göre bu, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın kalbine indirilen bir darbe.
- Süreç sadece teknik bir “omnibus” veya “basitleştirme” meselesi değil; Avusturya örneğinde görüldüğü gibi radikal sağın iktidara yürüdüğü, merkez sağın da bu hattı normalleştirdiği yeni bir siyasal rejim tartışmasını gündeme getiriyor.
1. Yeni Sağ Blok: Merkez Sağ ile Radikal Sağ Arasında Açık Koalisyon
Kasım 2025’te Avrupa Parlamentosu’nda yaşanan kritik oylama, bu sağcılaşma dalgasının simge sahnesi oldu. Financial Times’ın ifadesiyle, muhafazakârlar ilk kez bu kadar net biçimde “Avrupa Parlamentosu’nda yeşil kuralları zayıflatmak için radikal sağla güçlerini birleştirdi.”[1] Oylama, sürdürülebilirlik raporlaması ve tedarik zinciri yükümlülüklerini gevşeten paketi 382’ye karşı 249 oyla kabul etti; bu sonuç, sağ ve radikal sağın birlikte oluşturduğu yeni çoğunluğun gücünü gösteriyor.[1][5]
EPP lideri Manfred Weber, bir yıl önce seçmene “kırmızı bandı kesme, mevcut düzenlemeleri basitleştirme ve şirketler üzerindeki gereksiz yükleri kaldırma” sözü verdiklerini hatırlatıp, “Bugün bunu başardık” diyerek bu oylamayı bir başarı olarak sundu.[1] Aynı haberde, Patriots for Europe grubunun X’te paylaştığı şu cümle dikkat çekiyor: “Patriots for Europe, eski koalisyonun kilidini kırdı ve Yeşil Mutabakat deli gömleğinin yerine rekabetçilik odaklı bir gündemin yolunu açtı… Bu sadece başlangıç.”[1]
Bu cümle, iki düzeyde önemli. Birincisi, klasik “cordon sanitaire” mantığını tersine çeviriyor: Artık merkez sağ, radikal sağdan kendini ayrıştırmak için değil, radikal sağla birlikte eski merkez koalisyonu dağıtmak için hareket ediyor. Aynı haberde bu oylamanın, radikal sağın politika yapımını etkilemesini engellemek için kurulan “cordon sanitaire”in artık “işlemediğinin kesin kanıtı” olarak görülmesi,[1] bu kırılmanın sistem düzeyinde bir eşik olduğunu gösteriyor.
İkincisi, retoriğin kendisi yeni hegemonik dilin sinyalini veriyor: “Yeşil Mutabakat deli gömleği” ile “rekabetçilik odaklı gündem” karşı karşıya konuyor. Böylece iklim, çevre ve sosyal regülasyonlar, büyümenin önündeki bürokratik engeller gibi resmediliyor; radikal sağ da bu anlatıda, düzenleyici devleti “söküp atan” araçlardan biri haline geliyor.
2. “Basitleştirme” mi, “Deregülasyon” mu? Omnibus Paketleri ve Geri Vitesin Mimari Dili
Guardian’ın çevre politikalarına dair kapsamlı haberinde, AB’de çevre politikalarındaki geri vitesin “ivme kazandığı” ve bunun “ölçeği ve hızıyla gözlemcileri şoke eden bir deregülasyon hamlesi” olduğu belirtiliyor.[2] Habere göre, bu geri vites özellikle “basitleştirme” söylemiyle paketlenen ilk büyük girişimlerin etrafında yoğunlaşıyor.[2]
Friends of the Earth Europe’tan De Clerck, bu ilk “basitleştirme” hamlesi için “bu son derece önemli, çünkü basitleştirme gündemi altındaki ilk teklif… ve sadece biraz zayıflatmıyor, adeta buduyor; teklifin kalbi fiilen sökülmüş durumda” diyor.[2] Yani teknik olarak “omnibus” ya da “simplification agenda” gibi görünen süreç, içerik düzeyinde çevre ve insan hakları odaklı yasa mimarisini geriye çeken bir politik yeniden çerçeveleme.
Aynı haberde BusinessEurope Genel Direktörü Markus Breyer, Yeşil Mutabakat’ın “yüksek enerji maliyetleri ya da uzun ve karmaşık izin süreçleri gibi zorlukları çoğu zaman göz ardı ettiğini” savunuyor ve “mevcut rekabetçilik odağının, iklim hedeflerini ekonomik gerçeklerle daha iyi uyumlu hale getiren, daha dengeli ve pragmatik bir yaklaşımı” yansıttığını söylüyor.[2] Burada “pragmatizm”, çevre ve sosyal hedeflerin kendisi değil, bu hedeflerin ne kadar ve hangi hızda hayata geçirileceği konusuna taşınıyor.
Öte yandan illuminem’in Politico özetinde, Omnibus I olarak bilinen pakete ilişkin şu vurgu öne çıkıyor: Avrupa Parlamentosu, merkez sağ EPP’nin “radikal sağ ve sağcı gruplarla birlikte hareket ederek AB’nin ilk ‘basitleştirme’ paketini geçirdiğini”, bu paketin ise “şirketlerin çevresel etkilerini raporlama eşiğini yükselttiğini ve zorunlu iklim geçiş planlarını ortadan kaldırdığını” belirtiyor; bu, “AB sürdürülebilirlik düzenlemelerinde büyük bir geri adım” olarak sunuluyor.[5]
Bu çerçevede “basitleştirme” ile kastedilen, gerçekten prosedürlerin kullanıcı dostu hale getirilmesi değil; yükümlülüklerin kapsamının daraltılması, eşiklerin yükseltilmesi ve uygulanabilir yaptırımların geri çekilmesi. Germanwatch bu durumu fazla dolandırmadan “deregulasyon yerine ‘bürokrasiyi azaltma’ etiketi yapıştırmak” diye tarif ediyor: Omnibus sürecini “Deregulierung statt Entbürokratisierung” başlığıyla analiz eden metin, yıllarca pazarlık sonucu ortaya çıkan “leuchtturm” yasaların, şirket baskısı altında haftasonu içinde zayıflatıldığını vurguluyor.[9]
3. Rekabetçilik Söylemi ve Merkez Sağ–Radikal Sağ Yakınlaşmasının Mantığı
Bu dönüşümün, yalnızca teknik raporlama kurallarını ilgilendiren marjinal bir ayarlama olmadığını görmek için, ekonomi–siyaset kesişimine bakmak gerekiyor. Guardian’ın yeşil gerileme haberinde, “siyasi desteğin kuruduğu” belirtilirken bile, kamuoyunun çoğunluğunun hâlâ hükümetlerin kirliliği hızla azaltmasını istediği hatırlatılıyor.[2] Yani sorun toplumsal taleplerin kaybolması değil; bu taleplerin, “rekabetçilik” çerçevesinde yeniden yorumlanması.
Chatham House’un Avrupa Parlamentosu analizinde, merkez partilerin “radikal sağ partileri, onların fikir ve söylemlerini benimseyerek normalleştirmeye devam ettiğine” dikkat çekiliyor.[4] Bu normalleşme, çoğu zaman göç, güvenlik ve kültürel kimlik meseleleri üzerinden izlenmişti; şimdi aynı mantığın çevre ve şirket regülasyonları alanında da işlediğini görüyoruz.
Merkez sağ, küresel rekabet ve sanayi politikası başlıklarında, radikal sağın “Brüksel bürokrasisinin zincirlerinden kurtulmuş, ulusal egemenlikçi piyasa” söylemiyle kesiştiği noktaları keşfediyor. EPP’nin Omnibus gibi dosyalarda radikal sağla birlikte hareket etmesi tam da bu nedenle “tesadüfi” değil; illuminem’in özetinde vurgulandığı üzere, EPP “geleneksel olarak merkezci ve liberal aktörlerle hizalanmışken”, bu kez “Patriots for Europe ve Europe of Sovereign Nations gibi radikal sağ partilerle ittifak kurmayı tercih etti.”[5]
Bu ittifakın meşruiyet bedeli, AB’nin uzun süredir övündüğü normatif güç iddiası. Aynı metinde Yeşiller’den Kira Marie Peter-Hansen, “Bugünkü oylama Avrupa değerlerimiz için üzücü bir an; EPP’nin radikal sağ ile ittifakı Avrupa’da daha fazla istikrarsızlıktan başka bir şey getirmeyecek” diyerek bu kırılmayı politik normlar düzeyinde teşhis ediyor.[5]
4. Avusturya Örneği: Ulusal Siyasette Radikal Sağcı “Yeni Normal”
Bu tablo, yalnızca Brüksel koridorlarında yaşanan teknik bir eksen kayması değil. Guardian’ın Avusturya analizi, radikal sağın iktidara yürüyüşünü AB düzeyindeki bu sağcılaşma dalgasının “yeni normal”i olarak okuyor.[8] Özgürlük Partisi’nin (FPÖ) göç, güvenlik ve AB karşıtı söylemleri, programında AB’yi “deliliğe varan bir düzenleme makinesi” olarak resmediyor; AB’nin “saçma derecede detaylı” ve işletmeleri boğan kurallarına saldırırken, “kırmızı bant” ve “Brüksel bürokrasisi” klasik hedef tahtasına dönüştürülüyor.[8]
Bu, girişte aktarılan Weber ve Patriots for Europe retoriğiyle uyumlu bir resim: Ulusal düzeyde FPÖ gibi partiler, AB’yi egemenlik ve büyümenin önündeki engel olarak kodlarken; AB düzeyinde merkez sağ, “kırmızı bandı kesme” vaadiyle aynı anlatıyı yumuşatılmış bir dilde tekrar üretiyor.[1][8]
Guardian’ın “vicious cycle” haberinde tasvir edilen kısır döngü tam da burada devreye giriyor: Merkez sağ partiler, seçmen kaybını durdurmak için radikal sağın söylemini “ödünç alırken”, radikal sağ partiler de bu sayede merkez sağın tabanına daha rahat nüfuz ediyor; böylece her seçim döngüsünde siyasal yelpaze daha sağa kayıyor.[7] Cordon sanitaire’in çözülmesi, bu kısır döngünün kurumsal boyutunu oluşturuyor: Artık sadece söylem değil, oylama aritmetiği de ortaklaşıyor.
5. Sivil Toplumun Uyarısı: Regülasyonun “Omurgası” Aşınıyor
Bu siyasal yeniden hizalanmaya en sert tepki, çevre ve insan hakları örgütlerinden geliyor. WWF Almanya, Omnibus sürecine ilişkin değerlendirmesinde, CSRD ve CSDDD’nin zayıflatılmasının, “ekonominin hedeflenen dönüşümünü frenlediğini”, rasyonel ekonomik nedenlerle “daha az değil, daha fazla iddiaya” ihtiyaç olduğunu vurguluyor.[10] Aynı açıklamada, Komisyon’un “deregülasyonu ilerleterek AB’nin iklim ve biyolojik çeşitlilik hedeflerini baltaladığı” ve Avrupa Parlamentosu’ndaki bazı siyasi güçlerin bu riski “daha da ağırlaştırdığı” uyarısı yapılıyor.[10]
Germanwatch’ın ayrıntılı CSDDD analizinde ise Omnibus taslakları, “kötü danışılmış ve aktionist bir politikanın sonucu” olarak nitelendiriliyor; bu politikanın sonucunda “büyük ölçüde etkisizleşme riski taşıyan” bir tedarik zinciri yasasıyla karşı karşıya kalındığı belirtiliyor.[9] Metin, sanayi lobilerinden gelen ve Omnibus için iletilen “on maddelik dilekçedeki taleplerin sekizinin tam veya büyük ölçüde taslağa girdiğini” vurgulayarak, süreci “basitleştirme” değil, taleplerin “bir-yerine-bir” karşılandığı bir geri çekilme olarak okuyor.[9]
Sivil toplumun eleştirilerinin ortak noktası şu: Rekabetçilik ve bürokrasi söylemi, bir yandan gerçek sorunlara (karmaşık izin süreçleri, KOBİ’lerin kapasite sınırları vb.) işaret ediyor, diğer yandan bu sorunları çözmek yerine, kuralları “omurgasız” hale getiriyor. Zorunlu iklim geçiş planları ve etkili yaptırımlar zayıfladığında, şeffaflık, hesap verebilirlik ve uzun vadeli yatırım sinyali de zayıflıyor.
Bu açıdan bakıldığında, EPP ve müttefiklerinin “şirketler üzerindeki yükleri azaltma” söylemi, kısa vadede bazı işletmeler için rahatlama getirse de, uzun vadede AB’nin kendi ilan ettiği “yeşil dönüşüm” hedefleriyle çelişen bir istikamet çiziyor.
Sonuç: Sağcılaşma Dalgası, Düzenleyici Devleti Nasıl Yeniden Tanımlıyor?
Ortaya çıkan manzara, tek tek yasal metinlerdeki değişikliklerden daha büyük bir soruyu gündeme getiriyor: AB, önümüzdeki on yılda, kendini hâlâ iklim, insan hakları ve sosyal standartlar alanında küresel bir norm koyucu olarak mı tanımlayacak, yoksa “rekabet baskısı” gerekçesiyle bu iddiayı geri mi çekecek?
Bir yanda, Weber’in “kırmızı bandı kesme” vaadini “Bugün bunu başardık” diyerek kutlayan merkez sağ liderliği var;[1] diğer yanda, WWF gibi kuruluşların “Komisyonun deregülasyonu ilerleterek AB’nin iklim ve biyolojik çeşitlilik hedeflerini baltaladığı” uyarısı.[10] Aradaki gerilim sadece teknik değil, normatif: Düzenleyici devletin meşruiyeti neye dayanacak?
Chatham House’un uyarısındaki gibi, merkez partiler radikal sağın fikir ve söylemlerini benimseyerek onu “normalleştirdikçe”,[4] bugün iklim ve şirket regülasyonunda gördüğümüz sağcılaşma dalgası yarın sendikal haklar, sosyal devlet, göç politikaları veya yargı bağımsızlığı gibi alanlara da yayılabilir. Germanwatch’ın “Omnibus sürecinin sonucunun, Ursula von der Leyen’in ne ölçüde aşırı sağın desteğine yaslanacağına da bağlı olduğu” tespiti,[9] bu dalganın en tepesinde bile radikal sağ desteğinin artık “hesaba katılan” bir faktör haline geldiğini gösteriyor.
Dolayısıyla asıl soru şudur: AB’nin içindeki bu yeni sağ blok, “rekabetçi ve etkin bir Avrupa”yı mı güçlendirecek, yoksa iklim, insan hakları ve demokrasi alanındaki normatif iddiaları geri çeken, daha parçalı ve kırılgan bir düzen mi üretecek? Bu sorunun cevabı, önümüzdeki birkaç yıl içinde hem Brüksel’deki Omnibus pazarlıklarında hem de Avusturya gibi üye devletlerdeki seçim sonuçlarında şekillenecek.
Kaynakça
- Paola Tamma ve Andy Bounds. “Far Right and Centre Right Unite in EU Parliament to Undermine Green Rules.” Financial Times, 13 Kasım 2025.
- Ajit Niranjan. “EU Rollback on Environmental Policy Is Gaining Momentum, Warn Campaigners.” The Guardian, 26 Haziran 2025.
- “Listen: What Happens If the EPP Joins Forces with the Far Right?” EUobserver, 2025.
- Luigi Scazzieri. “How Will Gains by the Far Right Affect the European Parliament and EU?” Chatham House, 2025.
- “EU Conservatives Vote with Far Right to Approve Cuts to Green Rules.” illuminem briefings, 13 Kasım 2025.
- “Socialists vs. von der Leyen: ‘The Green Deal Was Her and the EPP’s Growth Plan’.” Eunews, 2025.
- Jon Henley. “‘Vicious Cycle’: How Far-Right Parties across Europe Are Cannibalising the Centre Right.” The Guardian, 2025.
- Guardian muhabiri. “Austria Is Set for a Far-Right Chancellor. For the EU It’s the ‘New Normal’.” The Guardian, 2025.
- Finn Schufft. “Deregulierung statt Entbürokratisierung. Eine Analyse der EU-Omnibus-Vorschläge für die Lieferkettenrichtlinie (CSDDD).” Germanwatch, 5 Mart 2025.
- WWF Deutschland. “Deutschland: WWF warnt vor Deregulierung & Aushöhlung von Klima- und Biodiversitätszielen der EU durch Nachhaltigkeits-Omnibus.” WWF Deutschland / Business & Human Rights Resource Centre, 14 Ekim 2025.

