BLOG SAYFALARI

İran Gündemdeki Yerini Koruyor ve Koruyacak

Yusuf YAĞLI

İran, 1979 yılında gerçekleşen İslam İnkılabı ile Batı emperyalizminin tahakkümünden kurtulan bir ülkedir ve o günden beri ABD, İsrail ve İngiltere’nin başını çektiği Avrupa-Atlantik koalisyonuna bağlı ülkelerin askeri, ekonomik, ticari, teknolojik ve sair alanlardaki ambargosuna maruz kalmaktadır. Bunun da ötesinde İran, ülke içinde oluşturulan anarşi ortamı ve askeri güç kullanma tehdidiyle yüzleşmektedir. Buna rağmen İran, İslam İnkılabı’nın temel ilkelerinin yer aldığı Anayasa’da ifadesini bulan izzetli, kendi kendine yeten, bağımsız, barışçıl ve insani siyaset çizgisinden taviz vermemektedir.  Bu durum İran’ı, taraflı ya da tarafsız herkesin gündeminde tutmaktadır. Batılı emperyalizmin sahipleri ve peykleri İran’da Batılı tahakkümü yeniden tesise elverişli bir rejim değişikliğini konuşurken, İran örneğini dikkate alarak Batılı tahakkümden kurtulmak isteyen halklar da İran’ın direnişini dile getirmektedir.

Batı’nın Batı Asya bölgesinde yaratmak istediği sömürü düzeninin önünde açık bir engel teşkil eden İran’ı gündemde tutan temel hususları ele almak bugünkü siyasi manzarayı anlamlandırmamızı kolaylaştırabilir.

Elbette şu noktaları da gözden kaçırmamak gerekir:

  1. Komşu ülkelerdeki halkların gözünde İran’ı karalama çalışmaları,
  2. Mezhepçilik adı altında sözde dindar kesimleri İran aleyhine kışkırtma çabaları,
  3. Müslüman halkları (medya, sanat, kültür vs yollarla) seküler hayata alıştırarak umarsız ve dini hassasiyetlere karşı tarafsız bırakma çabaları,
  4. Batı Asya ve diğer İslam beldelerindeki halkların kendi inançlarını, yakın tarihlerini, kültürlerini, bağlarını unutturma, değersizleştirme ve yerine batının “görünürdeki” gelişmişliğini, çağdaşlığını, ilerleme ve gelişmelerine özentiyi aşılama çabaları,
  5. Yine Müslüman halkların zihninde batının özellikle de ABD’nin ultra süper güç olduğu, karşı konulamaz olduğu algısını yaratma çabaları.

Bu saydığımız noktalarda Müslüman aydınların zafiyeti, yöneticilerin güç-saltanat uğruna Batı’ya göz kırpmaları, din adamlarının aslından uzaklaşmış ve uydurma bir dini yaşama ve yaşatma gayretleri Batı’nın bu teşebbüslerinde nasıl başarılı olduğunu ve Müslüman zihinlerin nasıl kirlendiğini gözler önüne seriyor.

Bugün hem Müslüman dünyanın hem de Batılı ülkelerin halklarının zihninde İran’ın “kötü, istenmeyen, tefrikacı, gelişimin önünde engel” bir ülke olduğuna dair bir algı yaratılmıştır. Ancak resmi daha geniş perspektiften incelediğinizde ortaya başka bir tablo çıkıyor. Bu tabloda yer alan unsurları şöyle sıralayabiliriz:

  1. İmam Humeyni önderliğinde gerçekleştirilen İslam İnkılabı, Batı’nın bölgedeki en büyük karakolu olan Şah düzeni ve onların sahiplerinin yenilmez olduğu algısını kırarak diğer ülkelerde de İslami hareketlerin ve halkların bu örneği dikkate almasını sağlamıştır.
  2. İslam İnkılabı Batı’nın materyalist düşünce zeminine dayanan ideolojilerini ve bunların geliştirdiği siyasi, ekonomik ve kültürel sistemleri insanlık için zararlı olarak ilan etmiş ve İslam’ın maddi ve manevi imkân ve kapasitesiyle yeni bir sistemin inşasının mümkün olduğunu göstermiştir.  
  3. Müslüman toplumların İslam’ın teorik ve pratik dinamiklerini keşfetmesi ve bunları canlandırması açısından İran, kadim ilim havzaları geleneğini sürdürmeyi ve bu açıdan makul ve makbul bir merkez olmayı başarmıştır.
  4. Filistin’in özgürlüğü konusunu merkezi bir konuma yerleştirmek ve Amerika ile Siyonist rejimin planlarına karşı koymak suretiyle Filistin’i Müslüman dünyanın her daim gündeminde tutmayı başarmış ve bunun neticesinde dünya halklarının  Filistin’e yönelik ilgisi artarak devam etmiştir.

Bahsettiğimiz bu noktalar, iyi niyetli de olsa, İran’a dair sahih ve yeterli bilgi ve görgüye dayanmaksızın yorum yapan kişiler ile doğrudan İran ve İslam düşmanı odaklar tarafından finanse edilerek yönlendirilen şahısların anlattıklarının aksine İran İslam Cumhuriyeti’nin; Batılı emperyalist sistem karşısında bölgedeki bağımsız bir güç olduğunu, materyalist düşünce sistemlerini reddetmekle kalmayıp ilahi hükümlere göre kurulmuş ve halkın geniş katılımını sağlayan, Velayet-i fakih (İslam hukukçusunun toplumu yönetme hakkını ifade eder) nazariyesine dayalı bir nizam inşa ettiğini, Velayet-i fakih nizamının 46 yıllık tecrübesinin halkı nizam etrafında birleştirmede başarılı olduğunu,  halkın İran içindeki ve dışındaki düşmanların komplo ve saldırıları karşısında nizamı korumakta istekli olduğunu ortaya koymaktadır. İran İslam Cumhuriyeti’nin yüzleştiği son olaylarda da halkın bu duruşu değişmemiştir. İran halkı Amerika tarafından finanse ve organize edilen monarşistlere, etnik ayrılıkçı terör örgütlerine, sol düşüncenin sapkın formlarıyla şekillenen terör örgütlerine ve doğrudan Siyonist rejim için çalışan ajanlara karşı nizamın yanında yer almaktan imtina etmemiştir.

İran açısından kötü senaryonun gerçekleşmesi ve İslami nizamın yıkılmasının bölge açısından tehlikeli neticeleri olacağı tartışmasızdır. Zira İran’ın Batı’nın hegemonyası altına girmesi,  Müslüman dünyada Batı’dan bağımsız bir duruş ve nizamın yaratılması ümidinin yıkılması ve dünyanın diğer bölgelerindeki direniş yanlısı halkların emsalsiz kalması anlamına gelecektir. Bunun yanında İran’ın teslim alınması Filistin’in de teslim alınması, sıranın Türkiye’ye gelmesi ve bölge halklarının etnik, dini ve mezhebi temelde parçalanarak köleleştirilmesi demektir.  

Tarihin doğrusal bir çizgi olmadığının bilincinde olanlar, bugün şahit olduğumuz inişler ve çıkışların da ilahi planın bir parçası olduğunu, insanlık ailesinin nihai anlamda hür ve adil bir toplum ve devlet nizamına erişeceğini de bilmektedirler. İran İslam Cumhuriyeti bu tarihi hakikatin vazgeçilmez ara basamağıdır. Bu basamağı doğru bir şekilde tanımak ve korumak adalete adanmış her insanın vazifesidir.

İlginizi çekebilecek diğer gönderiler
BLOG SAYFALARI

İran yenilse bile neden kaybetmeyebilir?

Washington ve Tel Aviv haftalardır İran’ı askeri olarak geriletmeye çalışıyor. Fakat…
Devamını oku
BLOG SAYFALARI

Bir Halkın Anatomisi

Yusuf YAĞLI 28 Şubat 2026 tarihi, insanlık tarihine veya en azından modern tarihe birçok…
Devamını oku
BLOG SAYFALARI

Kehanetçi Jeopolitiğin Dönüşü

Aşağıdaki metin Prof. Alexander Dugin’in Radio Sputnik Escalation Show’un son…
Devamını oku