BLOG SAYFALARI

Amerika’nın Özgürlük Vaadiyle Gelen Yıkımlar

Doğu Asya’da Çin ve Kore Müdahalesi

Amerika Birleşik Devletleri özellikle 2. Dünya savaşından sonra çeşitli ülkelere yönelik askeri, siyasi ve ekonomik müdahalelerini bunlar ister doğrudan isterse dolaylı yollarla gerçekleştirilmiş olsun, özgürlük, demokrasi, insan hakları ve terörizmle mücadele kavramlarını suiistimal ederek gerekçelendirildi. Amerika’nın bu tutumu bize sömürgeciliğin aslında sona ermediğini, aksine farklı renk ve tonlarda bugüne kadar varlığını sürdürdüğünü gösteriyor. Bugün medya vasıtasıyla kamuoyunun zihnine kazınan Çin-ABD çekişmesinin yalnızca ekonomik rekabetten ibaret olduğu kanaati bir yanılsamadan ibaret. Çin ile ABD arasında yaşanan düello gerçekte tarihsel derin krizlerin devamıdır. Aşağıda, bu gerçeğe dayalı olarak, Amerika’nın sömürgeci tutumuna dayalı müdahale örnekleri incelenecektir:

Çin’de Yaşanan İç Savaşta Kuomintang’a Verilen Destek (1945-1949)

1945 ile 1960 yılları arasında Çin, etkileri bugün bile uluslararası ilişkilerde, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasında hissedilen çalkantılı bir dönem yaşadı. Bu dönem, II. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle başladı ve iç savaş, Kore Savaşı ve bölgedeki askeri gerilimlere sahne oldu.

Bu yıllar boyunca, Amerika Birleşik Devletleri, komünizmin yayılmasını önleme bahanesiyle Çin’in iç işlerine yoğun bir şekilde müdahale etti; ancak Washington’ın gerçek amacı Asya’daki etkisini güçlendirmek, kendisine tampon bölge oluşturmak ve dünya genelinde yürütmeye başladığı emperyalist düşüncenin zeminini hazırlamaktı. Bu müdahalelerin Doğu Asya’da o günden bugüne süren karışıklıklar, milyonlarca insanın ölümü ve Çin, Kore, Japonya ekonomisinin yıkımı da dahil olmak üzere birçok olumsuz sonucu oldu.

Tarihsel bağlam: 1945 öncesi Çin

1945 öncesinde Çin, yıllarca süren savaş ve kaosun içinde boğuşuyordu. 1937’den 1945’e kadar Çin, Japonya ile milyonlarca insanın ölümüne ve yaygın yıkıma yol açan bir savaşın içindeydi. Bu dönemde Çin, Chiang Kai-shek liderliğindeki Kuomintang (Çin Milliyetçi Partisi) tarafından yönetilen zayıf bir merkezi hükümete sahipti. Kuomintang, Çin’i modernize etmek istiyordu, ancak yolsuzluk, verimsizlik ve muhalefeti bastırmasıyla biliniyordu.

Öte yandan, Mao Zedong önderliğindeki Çin Komünist Partisi kırsal kesimlerde güç kazanmıştı. Komünistler, toprak reformu ve sosyal adalet sloganlarıyla köylülerin ve yoksulların desteğini kazanmıştı. İki grup Japonya ile savaş sırasında zaman zaman işbirliği yapmış olsa da, aralarında derin farklılıklar vardı.

İç Savaşın Başlaması

2. Dünya Savaşı, 1945’te Japonya’nın teslim olmasıyla sona erdi. Ancak savaşın bu şekilde sona ermesi Çin için barış anlamına gelmiyordu. Kuomintang ve Komünistler, Çin’in kontrolünü ele geçirmek için hemen tam ölçekli bir iç savaşa girdiler. Resmi Çin hükümetini (Çin Cumhuriyeti) kontrol eden Kuomintang, şehirlerden ve elit kesimden destek alırken kırsal kesimde zayıftı. Köylü desteğine ve gerilla stratejilerine dayanan Komünistler ise giderek daha fazla güç kazandılar.

Çin’de yaşanan dahili siyasi krizden faydalanmak isteyen ABD, Mao Zedong liderliğindeki Çin Komünist Partisi’ne karşı Chiang Kai-shek liderliğindeki Kuomintang’a (Çin Milliyetçi Partisi) verdiği destekle Komünizm’e karşı Kapitalizm’in Çin’de hayat bulmasını arzuluyordu.

Bu anlamda ABD ilk olarak Japonya’nın teslim olmasının hemen ardından limanlar, demiryolları ve kömür madenleri gibi önemli bölgelerin kontrolünü ele geçirmek için yaklaşık 50.000 ABD Deniz Piyadesini Çin’e gönderen “Biligar” Operasyonunu başlattı.

ABD 1945 ile 1949 yılları arasında Kuomintang’a tahmini 4,43 milyar dolar (Mao’nun iddiasına göre 5,9 milyar dolardan fazla) destek sağladı. Bu miktara 2 milyar dolar nakit ve 1 milyar dolar askeri teçhizat dahildi. ABD ayrıca 400.000 ila 500.000 Kuomintang askerini gemi ve uçakla Çin ve Mançurya’nın çeşitli bölgelerine komünistlerle savaşmaları için taşıdı. Amerikan deniz piyadeleri bazen doğrudan çatışmalara katılarak komünistlerin elindeki köylere baskın düzenledi ve hatta komünist subayları yakaladı.

Kore Savaşı ve Doğrudan Müdahale; 1950-1953

1949’da Komünistler iç savaşı kazandı ve Çin Halk Cumhuriyeti’ni kurdu. Chiang Kai-shek ve Kuomintang üyeleri Tayvan adasına kaçtı ve ABD, desteğini oraya kaydırdı. 1950’de Kore Savaşı başladı. Amerikan kuvvetleri Çin sınırına (Yalu Nehri) yaklaşınca Çin kendini tehdit altında hissetti ve savaşa girdi; bu da Çin için ağır insani ve ekonomik bedellere yol açtı.

Amerikan Müdahalesinin Sonuçları

1945 ile 1960 yılları arasında Çin’e yapılan Amerikan müdahalesi, yalnızca Çin’i değil, bölgeyi ve küresel ilişkileri de etkileyen ydaygın olumsuz sonuçlar doğurdu. Bu sonuçlar arasında büyük insan kayıpları, ekonomik yıkım, Soğuk Savaş gerilimlerinin tırmanması ve Çin’in diplomatik izolasyonu yer almaktadır. Kuomintang’a doğrudan askeri destekten nükleer tehditlere ve gizli CIA operasyonlarına kadar, bu müdahaleler yalnızca ABD’nin stratejik hedeflerine ulaşamamakla kalmadı, aynı zamanda Çin’de daha fazla istikrarsızlığa ve Batı karşıtı milliyetçiliğin güçlenmesine yol açtı.

İnsani ve Sosyal Maliyetler

İç Savaş: İç Savaş, 7,7 milyon Kuomintang askerinin ölümüne ve karşı tarafta 1,3 milyon askerin yaralanmasına neden oldu. 10.000 ila 150.000 sivilin ölümüne yol açan Changchun gibi kuşatmalar, uzun süren savaşın doğrudan bir sonucuydu. Bazen köylere saldıran Amerikan birliklerinin varlığı, yüksek kayıpların nedenlerinden biriydi.

Kore Savaşı: Çin’de 183.000 ila 900.000 ölü ve 340.000 yaralı vardı. Amerikan bombardımanları Kore ve Çin’de 2 milyondan fazla sivili öldürdü.

İç baskı: Komünistlerin zaferinden sonra, muhalefete yönelik baskı kampanyası (1950-1951), kısmen yabancı müdahaleye duyulan öfkenin bir sonucu olarak, 712.000 kişinin idam edilmesine ve 1,29 milyon kişinin hapse atılmasına yol açtı.

Ekonomik Yıkım

Amerikan’ın Kuomintang’a verdiği yardım hiperenflasyona neden oldu; 1945’te tüketici fiyat endeksi 1937 seviyesinin 1500 katına ulaştı ve Şanghay’da işsizlik %37,5’e yükseldi. Kore Savaşı sırasında Çin’in askeri harcamaları (Sovyetler Birliği’ne 1,3 milyar dolarlık borç) yeniden yapılanmayı durdurdu. Amerikan yaptırımları da Çin ekonomisini zorladı.

Kore Savaşı’nda Kullanılan Biyolojik Silahlar

Kore Savaşı (1950-1953) sırasında Çin ve Kuzey Kore, Amerika Birleşik Devletleri’nin askerlerine ve sivillerine karşı veba ve kolera gibi patojenik bakterilerle enfekte olmuş böcekler gibi biyolojik silahlar kullandığını bildirdi.

Bu iddialar, Çin’in Kore sınırına yakın bölgelerde olağandışı hastalık salgınları bildirmesinin ardından 1952 yılında ortaya atıldı. İsveç, Fransa, İngiltere, İtalya, Brezilya ve Sovyetler Birliği’nden bilim insanlarından oluşan uluslararası bir bilimsel komite, iddiaları araştırdı ve Çin’de iki aylık bir araştırmanın ardından 600 sayfalık bir raporda Amerika Birleşik Devletleri tarafından biyolojik silah kullanımını doğruladı.

Çin ayrıca, Albay Frank Schwab da dahil olmak üzere, yakalanan 38 Amerikalı pilotun operasyonları, bomba türlerini ve bulaştırılan hastalıkları detaylandıran itiraflarını yayınladı. Bu itirafların bazılarının baskı veya işkence altında elde edilmiş olabileceği düşünülse de, sonraki on yıllarda yayınlanan belgeler, Amerika Birleşik Devletleri’nin 1950’ler ve 1960’larda aktif biyolojik araştırma programlarına sahip olduğunu ortaya koydu; bunlar arasında 1955’te Florida’da boğmaca bakterilerinin test edilmesi ve 1956’da New York’ta toksinlerin yayılması da yer alıyordu.

1945-1960 yılları arasında Çin’de komünizmi kontrol altına alma amacıyla yapılan Amerikan müdahalesi, derin olumsuz sonuçlar doğurdu: İç savaş ve Kore savaşlarında milyonlarca ölüm, ekonomik yıkım, Soğuk Savaş gerilimlerinin tırmanması ve Çin’in diplomatik izolasyonu. Kuomintang’a askeri destekten gizli CIA operasyonlarına ve nükleer tehditlere kadar bu eylemler, Mao Zedong’un endişelerinin sadece paranoya değil, gerçek tehditlere dayandığını göstermektedir.

Çin’in kilit şehirlerindeki Amerikan askeri varlığı, çok cepheli CIA operasyonları, açık nükleer tehditler ve biyolojik silah iddiaları, Çin’e bir kuşatma stratejisi sinyali verdi. Ancak Mao, bu tehditleri iç gücünü artırmak için de kullandı. Bu ders, askeri müdahalenin maliyetleri ve diplomasinin başarısızlığı hakkında, bugün ABD-Çin ilişkilerinde yankılanmaya devam eden önemli dersler sunmaktadır. Daha fazla bilgi için, “Çin Beyaz Kitabı” (1949) ve Uluslararası Bilimsel Komite raporları gibi tarihi belgelerin incelenmesi önerilir.

İtalya ve Hollywood Tarzı Serbest Seçimler

2. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD, yayılmacı politikasını ve dünyayı ele geçirme arzusunu şiddetlendirdi. Zira dünya ülkeleri büyük savaştan sonra ekonomik, psikolojik, askeri ve siyasi anlamda güç kaybetmiş ve birçok ülke yeniden yapılanma sürecine girmişti. Bu durumu fırsat bilen ABD darbe girişimleri, gizli CIA operasyonları, diktatörlük rejimlerine destek ve vekalet savaşlarını içeren müdahaleler ile hedef alınan ülkelerin siyaseti, ekonomisi ve insan hakları üzerinde derin etkiler bırakmıştır.

ABD’nin bu teşebbüsleri görünürde Komünizm ile mücadele kisvesi altında gerçekleştiriliyordu. Ancak asıl amaçları Amerikan dış politikasından bağımsız bir kalkınma yolunu izleyecek hükümetlerin kurulmasını engellemekti.

İtalya ve Soğuk Savaş

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından dünya, “Soğuk Savaş” olarak bilinen siyasi ve ideolojik gerilim dönemine girdi. Bu dönemdeki ABD müdahalesinin en belirgin örneklerinden biri, 1948 İtalyan seçimlerini etkileme girişimiydi.

İtalya, Akdeniz’deki önemli coğrafi konumu ve savaş sonrası ekonomik ve sosyal durumu nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri’nin dikkatini çekti.

Tarihsel bağlam

Savaş sonrası İtalya, yoksul ve harap olmuş bir ülkeydi. İnsanlar aşırı yoksulluk, işsizlik ve zengin ile fakir arasındaki derin uçurumlarla boğuşuyordu. Sahneye iki ana siyasi grup çıkmıştı:

Hıristiyan Demokratlar: Katolik Kilisesi tarafından desteklenen Batı yanlısı bir parti;

Sol kanat partiler (komünistler ve sosyalistler): İtalyan Komünist Partisi (PCI) ve Sosyalist Parti (PSI), savaş sırasında faşizme karşı direnişteki önemli rolleri nedeniyle çok popülerdi. Bu partiler, yoksullara hitap eden toprak ve servetin adil dağıtımı gibi ekonomik ve sosyal reformlar vaat ediyordu.

1946 Kurucu Meclis seçimlerinde, komünistler ve sosyalistler Hıristiyan Demokratlardan daha fazla oy aldı. Ancak, iki parti ayrı ayrı seçimlere girdikleri için hükümet kuramadılar.

Sonuç olarak, Hıristiyan Demokratların önderliğinde, komünist ve sosyalist partilerden birkaç anti-kapitalist bakanın da yer aldığı bir koalisyon hükümeti kuruldu. Bu sonuç, Amerika Birleşik Devletleri için bir uyarı niteliğindeydi. Çünkü anti-kapitalist partilerin İtalya’da güçlü bir halk tabanına sahip olduğunu gösteriyordu ve bu durum ABD için endişe vericiydi. Çünkü ABD bu grupların İtalya’daki zaferinin, özellikle İtalya Doğu Bloku’na yakın olduğu için, Batı Avrupa’da Sovyet etkisine yol açacağından korkuyordu.

18 Nisan 1948 genel seçimleri için, Amerikan karşıtı gruplar birleşerek Halk Demokratik Cephesi adında bir cephe kurmaya karar verdiler. Bu ittifak, Amerikan karşıtı grupların zafer kazanma riskini artırdı.

Şubat 1948’de, cephe, Pescara’daki (Doğu İtalya’da küçük bir kasaba) yerel seçimlerde Hıristiyan Demokratları 1946’ya kıyasla %10’luk bir oy artışıyla mağlup etti. Bu zafer, ABD için alarm zillerini çaldı ve 1948 genel seçimlerinde zafer kazanmalarını engellemek için elinden gelen her şeyi yapmaya karar vermesine yol açtı.

Amerikan’ın asıl amacı, bir sonraki İtalyan hükümetinin Batı ideolojisi ve kapitalizmiyle uyumlu olmasını ve Sovyetlere meyilli olmamasını sağlamaktı. Bu yüzden 1948 seçimlerini “demokrasi” (yani Batı kapitalizmi) ile “komünizm” (yani Sovyet etkisi) arasındaki bir mücadele olarak çerçeveledi ve İtalyan halkına Amerikan karşıtı gruplara oy vermenin yoksulluğu, diktatörlüğü ve özgürlüğün kaybını seçmek anlamına geldiği mesajını iletmeye çalıştı.

Bu yoldan hareketle ABD, seçimleri etkilemek için propaganda ve yardım gibi açık araçların yanı sıra CIA’nın gizli operasyonları gibi gizli araçları da kullandı. Amerika Birleşik Devletleri’nin kullandığı yöntemlerin bir özeti aşağıda verilmiştir:

Ekonomik Baskı: Şartlı Yardım

İtalya, harap olmuş ekonomisini yeniden inşa etmek için büyük ölçüde Amerikan yardımına bağımlıydı. Amerika Birleşik Devletleri bu bağımlılığı bir kaldıraç olarak kullandı. Ocak 1947’de İtalyan Başbakanı Alcide De Gasperi, yardım istemek için Washington’a gitti. Dönüşünden birkaç gün sonra, Amerikan karşıtı partileri de içeren koalisyon hükümetini aniden feshetti. Birçoğu bunun Amerikan baskısı altında olduğuna inanıyordu.

ABD kabinedeki Batı karşıtı üyeler tamamen görevden alınana kadar İtalya’ya yardımı kesti. Ancak bu üyeler görevden alındıktan sonra, İtalya’nın Amerika Birleşik Devletleri’ne olan 1 milyar dolarlık borcunun silinmesi de dahil olmak üzere cömert yardımlar yağdı.

Hollywood Propagandası

ABD, son derece etkili olan Hollywood tarzı bir propaganda kampanyası tasarladı. Bu propaganda kampanyasının bir bileşeni de İtalyan Amerikalılar tarafından yürütülen mektup yazma kampanyasıydı. Milyonlarca mektup, kartpostal ve telgraf İtalyan Amerikalılar tarafından İtalya’daki akrabalarına gönderildi.

Bu mektuplar, Demokrat Parti’nin kazanması durumunda Amerikan yardımının kesileceği veya İtalya’nın Sovyet tarzı bir diktatörlüğe dönüşeceği gibi duygusal ve tehdit edici mesajlar içeriyordu. Çoğu önceden yazılmış olan yaklaşık 10 milyon mektup ve kartpostal dağıtıldı.

Propaganda kampanyasının bir diğer parçası da İtalyan seçimleriyle ilgili radyo programlarının yayınlanmasının artırılmasıydı. İtalya’ya yapılan kısa dalga radyo yayınları arttı. Bu programlar, Amerikan karşıtı ülkelerdeki yaşamın korkunç hikâyelerini anlatan Amerikalı yetkililerin konuşmalarını ve Frank Sinatra ve Gary Cooper gibi yıldızların İtalyanları Hıristiyan Demokratlara oy vermeye çağıran mesajlarını içeriyordu. Hatta Amerikan askerleriyle evlenen İtalyan kadınlar bile İtalya’daki aileleri için mesajlar kaydettiler.

Sovyetler Birliği’ndeki yaşamı alaya alan Hollywood filmi Ninotchka gibi Amerikan belgeselleri ve kurgu filmleri, İtalya’nın yoksul ve işçi sınıfı bölgelerinde gösterildi. Kapitalizm’in daha iyi olduğunu göstermek için “Amerika’da İşçilerin Hayatı” sergileri de düzenlendi. Bu filmleri haftada 5 milyon İtalyan’ın izlediği söyleniyor.

Ayrıca, ABD Adalet Bakanlığı, Halkçı Demokrat Cephe’ye katılan veya oy veren İtalyanların Amerika Birleşik Devletleri’ne göç edemeyeceğini, hatta ülkeye giremeyeceğini açıkladı. Bu tehdit, propaganda sonucu Amerika’da yaşamayı hayal eden birçok İtalyan için çok korkutucuydu.

Sembolik ve Diplomatik Önlemler

Ticari Anlaşma

Washington, seçimleri etkilemek, kamuoyunu Hristiyan Demokrat Parti lehine ve Halkçı Demokrat Cephe aleyhine çevirmek için daha geniş stratejisinin bir parçası olarak diplomatik ve sembolik önlemler de kullandı.

Bu önlemler, İtalyan halkı arasında milliyetçi duyguları ve Amerikan desteğiyle daha iyi bir gelecek umutlarını güçlendirmek için dikkatlice tasarlanmıştı. Bu önlemlerden biri de Şubat 1948’de İtalya ile imzalanan ve “Dostluk, Ticaret ve Seyir” başlıklı on yıllık bir anlaşmaydı. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD ile bir ülke arasında imzalanan ilk anlaşma olan bu antlaşma, İtalyan medyasında geniş yankı buldu. Bu girişimin amacı, özellikle yoksulluk ve savaş yıkımı nedeniyle ülkenin dış yardıma bağımlı olduğu bir dönemde, Amerika’nın İtalya’ya verdiği desteği göstermekti.

Bu antlaşma, İtalyan halkına Amerika’nın güvenilir bir ortak olduğu ve Batı yanlısı bir hükümet seçilirse desteğin devam edeceği mesajını verdi. Buna karşılık, ABD Batı karşıtı grupların zaferinin bu dostane ilişkiyi ve mali yardımı tehlikeye atabileceği yönünde örtülü bir mesaj iletti.

Dostluk Treni

Bir diğer sembolik eylem ise “Dostluk Treni”nin başlatılmasıydı. Bu tren, Amerika Birleşik Devletleri’ni dolaşarak Amerikalı vatandaşlardan İtalyan halkı için yiyecek ve giyecek gibi hediyeler topladı. Tren daha sonra İtalya’ya gönderildi ve hediyeler çeşitli şehirlerde dağıtıldı.

Bu durum, kapsamlı bir propaganda ile desteklendi; tren Amerikan bayrağının renkleriyle süslendi ve Amerikan halkının İtalya ile sözde dostluğunu gösteren büyük tabelalar yerleştirildi. Bu propagandanın amacı, bir yandan Amerika’yı dost bir ülke, Sovyetler Birliği’ni ise bir tehdit olarak göstermekti.

Trieste Limanı Jesti

Amerika ayrıca İtalyan halkının desteğini kazanmak için gerçekçi olmayan ancak duygusal diplomatik tekliflerde bulundu. Bu tekliflerden biri, Trieste limanının İtalya’ya iadesini desteklemekti. Yugoslavya yakınlarındaki Adriyatik kıyısında önemli bir liman olan Trieste, savaştan sonra “serbest liman” olmuş ve İtalyanlar için büyük milliyetçi bir öneme sahipti.

ABD, İngiltere ve Fransa, BM’de Trieste’nin İtalya’ya iadesi için müzakerelerin yapılmasını önerdi. Bu teklif, Sovyetleri zor bir duruma sokmak için tasarlanmıştı: Sovyetler bunu kabul ederse, müttefikleri Yugoslavya ile ilişkileri tehlikeye girecek, reddederlerse de İtalya’daki Batı karşıtı gruplar, Trieste’nin İtalyan halkı için kaybedilmesiyle zayıflayacaktı.

Sovyetler, seçimden beş gün önce teklifi reddetti; bu da Amerikan propagandasının Batı karşıtı grupları İtalya’nın ulusal çıkarlarına engel olarak göstermesine yardımcı oldu.

Ülkelerin Sömürge Kontrolünün Verilmesi

Bir diğer Amerikan teklifi ise Etiyopya ve Libya gibi İtalya’nın eski Afrika sömürgelerinin kontrolünün İtalya’ya devredilmesini desteklemekti. Bu çok da gerçekçi değildi. Çünkü savaş sonrası dünyada sömürgelerin İtalya’ya iadesi uluslararası politikayla bağdaşmıyordu.

Ancak bu fikir, İtalyanlar arasında ulusal gurur duygusunu uyandırmak için yeterliydi. İtalyan halkını Amerika’nın onların tarihi ve ulusal özlemlerini desteklediğine ikna edecekti.

Amerikan müdahalesi elbette bunlarla sınırlı değildi ve o zamanlar yeni kurulan CIA de İtalya’da gizli operasyonlar yürüttü. CIA’nın, özellikle Hıristiyan Demokratlar olmak üzere Hıristiyan partilere en az 1 milyon dolar tahsis ettiği bildiriliyor.

Ayrıca, ABD Ulusal Arşivleri’ndeki bir belge, ABD’nin İtalyan seçimlerine müdahale ettikten sonra, anti-kapitalist grupların iktidara gelmesini önlemek için ülkeye yıllık ek 5 milyon dolar sağladığını gösteriyor.

Seçimler sırasında, Amerikan ve İngiliz savaş gemileri, Halkçı Demokrat Cephe’nin kazanması durumunda Amerika Birleşik Devletleri’nin İtalya’ya karşı askeri harekâta hazır olduğunu kamuoyuna hatırlatmak için İtalyan limanlarına demir attı. Time dergisi de Amerika Birleşik Devletleri’nin İtalya’daki komünizmi durdurmak için güç kullanması gerektiğini yazdı.

Müdahalenin Sonuçları

Bu kapsamlı kampanya meyvesini verdi: 18 Nisan 1948 seçimlerinde Hıristiyan Demokratlar oyların %48’ini alırken, Halkçı Demokrat Cephe sadece %31’ini aldı. Bu yenilgi, Batı karşıtı partiler için beklenmedik ve aşağılayıcıydı. Amerikan propagandası, ekonomik tehditler ve siyasi baskı, birçok insanı onlara oy vermekten caydırdı.

İtalya’ya Amerikan müdahalesi, Amerikan hükümetinin savunduğu “demokrasi” ve “seçme özgürlüğü” sloganları arasındaki çelişkiyi gösterdi. Yardımı kesme tehdidi ve propaganda kullanarak, Amerika Birleşik Devletleri İtalyan halkının seçme özgürlüğünü etkili bir şekilde kısıtladı. Bu müdahale, İran (1953 darbesi) veya Şili (1973) gibi diğer ülkelerdeki sonraki ABD eylemleri için bir model haline geldi.

Bu durum aynı zamanda Amerika’nın Soğuk Savaş sırasında, çıkarlarını başkalarına dayatmak için Hollywood propagandasından ekonomik baskıya ve gizli operasyonlara kadar her türlü aracı kullanmaya hazır olduğunu da gösterdi.

İlginizi çekebilecek diğer gönderiler
BLOG SAYFALARI

İran yenilse bile neden kaybetmeyebilir?

Washington ve Tel Aviv haftalardır İran’ı askeri olarak geriletmeye çalışıyor. Fakat…
Devamını oku
BLOG SAYFALARI

Bir Halkın Anatomisi

Yusuf YAĞLI 28 Şubat 2026 tarihi, insanlık tarihine veya en azından modern tarihe birçok…
Devamını oku
BLOG SAYFALARI

Kehanetçi Jeopolitiğin Dönüşü

Aşağıdaki metin Prof. Alexander Dugin’in Radio Sputnik Escalation Show’un son…
Devamını oku