BLOG SAYFALARI

Bir Halkın Anatomisi

Yusuf YAĞLI

28 Şubat 2026 tarihi, insanlık tarihine veya en azından modern tarihe birçok yönüyle damga vuracak bir tarihtir. Zira bu,  Epstein dosyası ile sabit hale gelen, yeryüzünün gelmiş geçmiş en azgın, aşağılık, sapkın kişilerinin idare ettiği Amerika Birleşik Devletleri ile Siyonist rejimin insanlık düşmanı hükümetlerinin ambargolar, yaptırımlar, örtülü ve vekil güçleri eliyle yürüttükleri dolaylı savaşlarla elde edemedikleri neticeyi, İran’da cari İslam Cumhuriyeti nizamını yıkıp İran halkını köleleştirme ve kaynaklarına el koyma amacını gerçekleştirmek üzere İran’a karşı kapsamlı bir savaşı doğrudan başlattıkları tarihtir.   

ABD ve Siyonist rejimin İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı başlattıkları dayatmacı savaş birçok yönden analiz edildi ve ediliyor. Bu yazıda meselenin halk yönüne, İran halkının bu dayatmacı savaş karşısında tutunduğu tavrı anlamaya ve bu tavrın kaynağına ışık tutmaya çalışacağız.

İran halkı, bu savaşa İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamenei’yi şehit vererek başladı. Onun basiretli ve tedbirli idaresi altında İran halkı 37 yıl geçirmişti ve her şeyin merkezinde yer alan isim de oydu. Düşmanın ve gözlerini düşman medyasına çevirenlerin beklentisi Rehber’in ve devletin en üst kademesinden onlarca yöneticinin kaybının ardından İran halkının hızla çözülmesi, karmaşaya sürüklenmesi ve nihayet kısa sürede teslim olmasıydı. Planın ilk ve en önemli aşaması da burasıydı. Ancak beklenen olmadı ve aksine savaş literatüründe ve dünya tarihinde eşine nadir rastlanan bir olay gerçekleşti. Dünya kamuoyunu şok eden bir tavırla ve tüm dünyayı şaşırtan yönleriyle İran halkı (İnkılap taraftarı veya muhalifleri) devleti sahiplendi ve meydanlara indi. Günler içinde yüzlerce sivili şehit vermelerine rağmen kararlılıklarını koruyarak devleti ayakta tuttular.

İran halkının bu yönünün nasıl oluştuğuna dair sorunun cevabını birkaç başlık halinde verebiliriz:

1. Kadim İran Devlet Geleneği ve Siyasal Süreklilik

İran coğrafyasında gelişen “devlet” fikrinin köklerini Ahameniş İmparatorluğu’na (MÖ 550–330) kadar götürmek mümkündür. Bu dönemde “şah” figürü yalnızca siyasi bir lider değil, aynı zamanda metafiziksel anlamda kozmik düzenin temsilcisi olarak görülmekteydi. Pers krallarının kitabelerinde (örneğin Behistun Yazıtı)[i], hükümdarın Tanrısal düzeni (Asha) koruma görevi vurgulanır.

Bu gelenek, Sasani İmparatorluğu döneminde daha da kurumsallaşmış, “İranşehr” kavramı[ii] ortaya çıkmıştır. İranşehr, yalnızca bir toprak parçası değil; kültürel, dini ve siyasi bir birlik olarak tanımlanmıştır. Bu durum, halkın devlete bağlılığını metafizik bir zemine taşımıştır.

2. İslam Sonrası Dönem: Dinî Kimlik ve Siyasal Bağlılık

Miladi 7. yüzyılda İslam’ın İran’a gelişiyle birlikte, siyasal bağlılık yeni bir dini çerçeveye oturmuştur. Özellikle Şiîlik’in İran’da hâkim mezhep haline gelmesi, devlet-toplum ilişkisini derinden etkilemiştir.

A- Safevî Dönemi (1501–1736)

Safevî Devleti, İran tarihinde dönüm noktasıdır. Şah İsmail’in Şiîliği resmi mezhep ilan etmesiyle birlikte:

  • Devlet ile mezhep arasında güçlü bir bağ kurulmuştur.
  • Halkın devlete bağlılığı, dini sadakatle birleşmiştir.
  • “Velayet” anlayışı, halk tabanına yayılmış ve dini mercilerin, devletin varlığı, yönetimi, halkın idaresi ve benzeri konularda öncül olduğu tescil edilmiştir.

Safevî döneminde yazılan eserlerde de (örneğin İskender Bey Münşi’nin eserleri), halkın devlete bağlılığının büyük ölçüde dini kimlik üzerinden şekillendiğini göstermektedir.[iii]

B- Kacarlar Döneminde Vatan Duygusu

Bu dönemde İran, Rusya ve İngiltere’nin baskısı altında kalmış ve toprak kayıpları yaşamıştır. Bu durum, halkta “vatan” bilincinin güçlenmesine yol açmıştır.[iv] Özellikle:

  • Dönemin Kacar iktidarının yanlış dış politikaları sebebiyle askeri anlamda kaybedilen topraklar, İran halkında “vatan”, “vatan sevgisi”, “vatana bağlılık” gibi halkı dinamik anlamda tetikleyen unsurlara dönüşmüştür.
  • Ayrıca 19. yüzyıl sonlarında yazılan gazeteler ve risaleler yani dönemin medya organları ve akademik dünya da halkı İran-vatan çizgisinde birleştirmiş ve “vatan sevgisi” duygusunu pekiştirmiştir.  
  • 1906 Meşrutiyet Dönemi ve devamında gelişen siyasi ortam, özellikle Pehlevi döneminde İngilizlerin kurduğu baskı politikası, emperyal güdüler ve hegemonya, İran halkını ekonomik, kültürel ve insani anlamda ezme politikaları, halk tabanında bir reaksiyona evirilmiş ve neticesi 1979 yılındaki İslam İnkılabı olacak olan halk hareketlerine dönüşmüştür.

C- 1979 İslam İnkılabı ve Devlete İdeolojik Bağlılık

İran İslam İnkılabı (1979), İran halkının devlet ve hükümetle ilişkisini yeniden tanımlamıştır. Ayetullah Ruhullah Humeyni liderliğinde kurulan sistemde:

  • “Velayet-i Fakih” doktrini devletin temelini oluşturmuştur.
  • İslami devlete bağlılık, dini bir vecibe olarak ortaya çıkmıştır. Elbette bu durum, geçmiş yüzyıllara dayanan bir Şii inanç sistemi, gelenek, inanç kültürü, devlet-din-halk üçlemesinin temel ideolojik ilkelere dayalı gelişiminin bir sonucudur.

İran halkı İslam İnkılabı ile birlikte yalnızca milliyetçilik, vatanperverlik, devlet geleneği anlamında değil modernize edilmiş maddeci dünya karşısında İslami-ilahi bir bakış açısıyla var olan İslam Cumhuriyeti’nin korunması ve gelişimi noktasında vatana ve devlete bağlılığı bir “İslamî görev” olarak tanımlar.

D- İran-Irak Savaşı: Kolektif Bağlılığın Zirvesi

İran-Irak Savaşı (1980–1988), İran halkının devlete ve vatana bağlılığının en somut ve en güçlü örneklerinden biridir. İran halkı bu dönemde savaşın

  • 8 yıl sürmesine,
  • ABD ve Batılı ülkelerin sert yaptırımlarına,
  • Yine ABD ve batılı ülkelerin dönemin Baas Saddam rejimine her türlü askeri, siyasi, ekonomik, silah ve benzeri desteklerine,
  • Yaşadıkları uzun zorlu kriz süreçlerine,
  • Ülkedeki altyapıların, hizmet organlarının ciddi zarar görmesine,
  • 8 yıl içinde kaybettikleri yüzbinlerce vatandaşlarına

rağmen, yeni kurulan İslam Cumhuriyeti’ni sahiplendiğini ve bugün İslam dünyasının dahi unuttuğu İslami değerleri (ilahi eksenli toplumsal fedakarlık, dayanışma, devleti sahiplenme, cihat, şehadet, adalet vb) canlı tuttuğunu göstermiştir.

İslam İnkılabı Sonrası Halkın “İtici Güç” Olarak Rolü

İran’ın yakın siyaset tarihi, devlet-toplum ilişkilerinin tek yönlü bir tahakküm ilişkisi olmadığı, aksine halkın doğrudan veya dolaylı biçimde devlet politikalarını şekillendiren bir aktör haline geldiği bir süreç olarak okunabilir. Özellikle İran İslam İnkılabı sonrasında bu etki, kurumsal mekanizmalar ve ideolojik çerçeveler aracılığıyla daha görünür ve sistematik hale gelmiştir.

Ervand Abrahamian ve Nikki Keddie gibi tarihçiler, İran İslam İnkılabı’nı: “modern tarihin en geniş tabanlı halk devrimlerinden biri” olarak tanımlar. Aslında 1979’ta gerçekleşen bu inkılabı dünyanın diğer bölgelerinde gerçekleşen devrimlerden belki de temelden ayıran bir yönü var. Fransız Devrimi, 1917 Rus Devrimleri, Xinhai Çin Devrimi gibi devrimler, halk devrimleri ve aslında devrim olarak anılsa da:

  • Fransız devriminde olduğu gibi monarşinin yıkılıp demokrasinin geldiği
  • 1917 Rus Devriminde olduğu gibi çarlık nizamının yıkılıp komünizmin geldiği, ya da
  • Xinhai Çin Devrimi’nde olduğu gibi imparatorlukların yıkılıp cumhuriyetlerin geldiği insan merkezli yönetimlerin el değiştirmesidir. Yani beşeri olarak üretilen bir sistemin yine başka bir beşeri sisteme dönüşmesidir.

Ancak İran’da gerçekleşen inkılap insan merkezli yönetimlerin ilahi merkezli yönetime evirilmesi olarak karşımıza çıkar.

İran halkı, bu inkılap neticesinde kurulan İslam Cumhuriyeti ve Velayet-i Fakih sistemini sahiplenmiş ve varlıksal-ideolojik anlamda bu devrimle özdeşleşmiştir. Bu durum hem devletin hem de halkın iç ve dış siyasete dair tercihlerini etkilemiş ve köklü olarak değiştirmiştir.

Bugünün beşeri oyun kurucularının, Siyonist-Evanjelist çetenin, beşeri sistemlere (demokrasi, krallık gibi) mahkum olmuş sistemlerin İran halkı üzerine kurduğu planların karşılık bulamamasının bir nedeni de tam olarak budur.

Zira iki taban tabana zıt dünya görüşü ortadadır. Bir taraftan beşeri-maddeci düzenler planlarını, idealarını, politika ve siyasetlerini Matsya Nyaya[v], Güç İstenci[vi], orman kanunları üzerine kurarken diğer taraftan İslami-ilahi planlar, politika ve siyasetler hakikat, adalet, ilahi irade, dünya-mavera üzerine kuruludur.

Burada bu değer ve kavramları içselleştiren bir halk olarak karşımıza çıkan İran halkı, maddeci düzenleri altüst eden tutumuyla her türlü zorluğa, can yakıcı olaylara, vahşiliğe, sinsi oyunlara, kirli ve insanlık dışı hilelere rağmen ülkesini, devletini, İslam Cumhuriyeti’ni korumaya ve bu değerler etrafında birleşmeye ve kenetlenmeye devam etmektedir.

Şu noktayı da belirtmekte  fayda var ki İran halkı yakın çevresinde onlarca yıldır Siyonist işgalci rejime karşı direniş gösteren Filistin ve Lübnan’daki Şii-Sünni halklara, örgütlere hem İran-Irak savaşındaki tecrübeleriyle örnek olmuş, hem destek sağlamış ve bugün yaşananlarla da bizzat sahada onların çektikleri acılara, gösterdikleri kahramanlıklara, mücadeleye ortak olmuştur. Bu açıdan da direniş cephesine yıllardır bir nevi uzaktan da olsa destek sağlayan halk, bugünlerde mücadeleyi ana sahada karşılayarak direnişe bağlılığını canlı olarak ispat etmiştir. 

Meselenin medya yönü de bizler için önemli. İran’da yaşanan geçmiş tarihlerdeki protestoları, iç karışıklıkları, terör olaylarını bahane edinerek, “İran halkı molla rejimine karşı ayaklandı” şeklinde propaganda yapan medya dahi, bugünlerde İran halkının asıl kimliğini, gücünü, ülkeye, sokaklara, İnkılab’a kimin hakim olduğunu görmek ve politikalarını değiştirmek zorunda kalmıştır.

İran halkının 28 Şubat’tan bu yana müşahede ettiğimiz bu tutumu üzerinde akademik çalışmalar yapılması ve bu halin derinlemesine incelenmesi elzemdir.  Böylelikle dünya halklarına örneklik teşkil edecek bir kimlik bilincinin altyapısı ilmi usullere riayetle açıklanabilecektir.

Türkiye’deki akademik çevreleri bu konuya eğilmeye davet ediyorum.


[i]https://www.academia.edu/42813026/İdeolojinin_Somutlaştırılması_Behistun_Yazıtı_Üzerinden_Bir_İnceleme_Materialization_of_Ideology_A_Case_Study_of_Behistun_Inscription

[ii] https://dergipark.org.tr/tr/pub/irtad/article/839872

[iii] https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/589814

[iv] https://dergipark.org.tr/tr/pub/asm/article/1243070

[v] https://en-wikipedia-org.translate.goog/wiki/Matsya_Nyaya?_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=tc

[vi] https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1908840

İlginizi çekebilecek diğer gönderiler
BLOG SAYFALARI

İran yenilse bile neden kaybetmeyebilir?

Washington ve Tel Aviv haftalardır İran’ı askeri olarak geriletmeye çalışıyor. Fakat…
Devamını oku
BLOG SAYFALARI

Kehanetçi Jeopolitiğin Dönüşü

Aşağıdaki metin Prof. Alexander Dugin’in Radio Sputnik Escalation Show’un son…
Devamını oku
BLOG SAYFALARI

İran savaşı, ABD'nin Körfez devletleriyle ilişkisini nasıl değiştirebilir?

Abram Paley İran savaşının bir sonraki aşaması belirsizlikle tanımlanacak. Şu anda ABD…
Devamını oku