Yusuf YAĞLI
Kısaca tanımlamak istersek Seküler Müslümanlık[i], Müslümanların yaşam pratiğinde referans noktası olarak İslam’ın ilke ve öğretilerinden ziyade, modernizmin ileri sürdüğü prensipleri benimseyip Batılı ve beşeri (Hümanist)[ii] yaşam düzeninin getirdiği, sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik kaidelere dayalı olarak yaşadıkları bir durumu ifade eder. Elbette bu düşünce muasır dönem Müslüman dünyada görünürde İslam öğretilerini modern dünyanın değerleriyle birleştirme çabası olarak ortaya çıkmıştır ve Batılılaşmanın ilk temelleri de bu şekilde atılmıştır.
Hâlbuki İslam, insanlığa sunduğu kanun ve kurallar, ahlaki ve insani değerler, ferdi yaşam tarzından tutun da sosyal anlamda hayatın tüm evrelerine ve boyutlarına hitap eden kapsayıcı ilkeleriyle bütüncül bir inanç sistemidir.
Müslümanlar neden Sekülarizm’i benimsedi?
İslam ve Sekülarizm temelde iki zıt kutuptur. Ne var ki Müslüman toplumların rahatlık ve konfor düşkünü bir yöne evirilmeleri onlara farkında olmadıkları bir şekilde Sekülarizm’in düşünce dünyasını makul ve makbul göstermiştir. Böylelikle Müslüman toplumlar İslam’ın evrensel kurallarının önemli bir kısmını terk ederek, Sekülarizm’in kuşatıcılığı ve faydalı oluşu şüpheli ancak istenilen her anda ve şekilde değişime elverişli kural ve pratiklerini sahiplenmişlerdir. İlahi irade ve insanın bu irade karşısında teslim olması ile beşeri irade ve modern hermenötik[iii] anlayışın karşı karşıya geldiği bu dönemde “seküler” kimliklere dönüştüğünün dahi farkında olmayan Müslüman toplumlar her ne kadar mütedeyyin, muhafazakâr, dindar etiketleri taşısalar da aslında hümanist, pragmatist[iv] ve egoist[v] bir hayat sürer hale gelmiştir. İslam’ın temel kaynağı Kur’an’ı Kerim’de birçok ayette geçen “Hayatu’d Dünya” [vi] ifadesi aslında Sekülarizm kavramını açıklar ve Müslümanların yaşayacağı büyük tehlikeye dikkat çeker.
Sekülerizm’in etkileri ve sonuçları
Sekülarizm, düşünce yapısı itibariyle (din-dünya ilişkisi dengesinin bozulması sebebiyle) ortaya çıkardığı problemlere çözüm üretmekte zorlandığı, Müslüman toplumları birbirinden uzaklaştırırken Batı’ya ve maddeci düşünceye daha da yakınlaştırdığı ve dinin asalet ve manasından uzak kalan her türlü tefekküre kendi içinde yer verdiği için Müslüman dünyanın karşı karşıya kaldığı tehlikeli bir düşünsel sapmadır. Bu düşünce ve yaşam biçiminin kodlarını günümüzün temel meselelerinden biri olan Filistin/Gazze – Siyonist İsrail rejimi denkleminde ele aldığımızda, Filistin’e yönelik soykırıma varan savaş suçları karşısında Müslümanların neden bu kadar duyarsız, etkisiz, sessiz, tepkisiz kaldıklarını anlayabiliyoruz. Zira Sekülarizm’in Müslüman toplumlar üzerindeki etkisi sebebiyle Filistin meselesi Müslümanlar nezdinde taşıması gereken önemi ve hassasiyeti yitirmiştir:
- Dinin Toplumsal Hayattan Ayrılması: Seküler Müslümanlık, dini inanç ve öğretileri kişisel alana hapsederek, bu inanç ve öğretilerin toplumsal hayata yansımasını engeller. Yani Müslüman bir birey istediği kadar ibadet etmekte, dini ritüelleri yerine getirmekte hatta bazı özel gün ve geceleri toplu olarak anmakta özgürdür. Kandil geceleri, Cuma namazları, hac, dini bayramlar veya yas ve matem günleri de dahil olmak üzere birçok ritüel, aslında toplumu bir araya getirerek onlara dünyevi hayatta nasıl yaşanması gerektiğini, adaleti, hakkı nasıl ikame edeceklerini, Müslümanların birlik olup İslam düşmanlarına karşı nasıl konumlanacaklarını, zulmü, zalimi nasıl tanıyacaklarını ve onların karşısında sorumluluklarını hatırlatan Kur’an’ın diliyle “Eyyamullah”tır.[vii] “Andolsun Musa’yı: “Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat” diye ayetlerimizle göndermiştik. Şüphesiz bunda çokça sabreden ve şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır.”[viii] Seküler düşünceyi içselleştirmiş ve bu tür sistemler içinde yaşayan Müslümanlar bu ibadetlerin, ritüellerin, özel gün ve gecelerin ne manaya geldiğini, toplumda nasıl karşılık bulması gerektiğini, sosyal yaşamda yönetimin, idarenin, hak ve hukukun, adaletin, ekonominin, kültürün İslam’a göre nasıl olması gerektiğini düşünemez. Bu durum, Müslüman toplumların Filistin meselesi gibi son derece önemli bir mesele karşısında duyarsız kalmasının nedenlerinden biridir.
- Bireycilik ve Maddecilik (Materyalizm): Seküler yaşamın getirdiği bireycilik ve materyalizm, toplumsal sorunlara duyarsız kalmaya yol açabilir. Zira Sekülarizm’in ağına düşmüş Müslüman her bir birey, temeli ilahi öğretilerle garanti altına alınan, üzerinde son derece hassasiyetle durulan bazı meseleleri Batı’nın maddeci yorumlaması ve güzellemeleri ile başka bir pencereden okumaya çalışır. Örneğin kadın hakları, kişisel özgürlükler, insanın değeri gibi kavramlar, bugün artık gayet pragmatist ve egoist şekilde işlenir. Aslında toplumlarımızın yaşadığı kültürel ve ahlaki çöküntünün bir sebebi de budur. Böylece aile, toplum, kültür gibi kavramlar unutulurken kendi çıkarları ve konforları ön planda tutulan bireyler ortaya çıkar. Sonuç olarak da aynı dinden, inanıştan olan Filistin halkının acılarını ikinci plana atabilirler ve hatta yine kadın hakları, özgürlükler gibi kavramlar Filistin toplumu için işlevsiz kalır. Kur’an’ı Kerim, bu tehlikeyi gözeterek insanları uyarmıştır: “Dinlerini bir oyun ve eğlence edinen, kendilerini dünya hayatı aldatmış o kimseleri kendi hallerine bırak. İnsanlara Kur’an ile şunu hatırlat: Herkes kendi yaptığı günahlar yüzünden hesaba çekilecek.”[ix]
- Siyasette Dünyevileşme: Dünya hayatını ancak bir güç, iktidar, servet uğruna yaşayan ve ülkeleri idare eden seküler Müslümanlar, siyasi kaygılar nedeniyle Müslüman toplumları etkileyen meselelerde pasif, tarafsız ve hatta dünyevi-siyasi dengelerin korunması adına duyarsız kalırlar. Bu durum Filistin meselesinde tarafsız kalmayı tercih edenlerin, beşeri düzenler ve süper güçler karşısında zayıflık ve eziklik psikolojisinde olanların da neden böyle bir yolu tercih ettiklerini açıkça gösterir. Ancak bu tarafsızlık ve duyarsızlık aslında mazlumların, zayıf bırakılanların, katliama ve soykırıma uğrayanların yanında yer almamak anlamına gelir. Hâlbuki Kur’an’ı Kerim, zulme boyun eğmemeyi, kim olursa olsun zulmün ve zalimin karşısında mazlum bırakılanın yanında durmayı tüm Müslümanlara farz kılmıştır: “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?”[x] “Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz.”[xi]
İşte bu anlatılar, hiçbir kısıtlama ve sınanma olmadan hem dünyayı hem ahreti arzulayan ama sorumluluk alma vakti geldiğinde dünyevi hesapları, dengeleri, demokrasi ve insan hakları adı altında yürütülen aldatıyı tercih eden Müslümanların neden Filistin-Gazze konusunda bu kadar duyarsız ve etkisiz olduklarını açıklamak için yeterlidir. Müslüman dünyanın ve özellikle halkı Müslüman olan ülkeleri yönetenlerin yeryüzünde adil bir düzen kurulmasına karşı olanlara ve destekçilerine karşı durabilmeleri için önlerinde yegâne yol İslam’ın hakkı, adaleti, insaniyeti ve tüm bu değerler uğruna fedakârlık yapmayı yücelten asli değerlerine geri dönmektir. Ne var ki bu noktada hayli zorlu bir soru bizi bekliyor: Filistin-Gazze’de yaklaşık 2 yıldır süren katliam, soykırım, açlık, vahşet karşısında tüm yardım çığlıklarına gözlerini kapatan Müslüman dünyanın yetkili isimlerinin İslam’ın temel ilkelerine geri dönüp bu ilkeler için mücadele etmeye başlaması
[ii] Hümanizm nedir? » Felsefe hakkında her şey…
[iii] https://www.ide.org.tr/TR/detail/hermenotikgenelcerceveprofdrburhanettintatar
[iv] Pragmatizm nedir? Felsefede faydacılık ne demek? Pragmatizm Öncüsü (Kurucusu) Hakkında Bilgi – Son Dakika Eğitim Haberleri
[v] Egoizm » Felsefe hakkında her şey…
[vi] Hadid suresi, 20 vb
[viii] İbrahim suresi, 9
[ix] En’am suresi, 70
[x] Nisa suresi, 75
[xi] Hud suresi, 113

