Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi, RIA Novosti[1] ile yaptığı röportajda ajansın, İran’daki denetimlerin yeniden başladığını ancak önemli tesislere erişimlerinin olmadığını söyledi.
Grossi, “Sadece saldırıya uğramamış tesislere erişim iznimiz var. Bu iyi bir şey çünkü bu tesisler denetim için kararlaştırılan listede yer alıyor. Bu bizim için önemli. Ancak elbette, diğer üç tesis (Natanz, İsfahan ve Fordov) daha da önemli. Çünkü hala önemli miktarda nükleer malzeme ve ekipman içeriyorlar ve oraya geri dönmemiz gerekiyor” dedi.
Grossi’nin bu sözleri her ne kadar denetimler için bir sebep olarak görünse de, diplomasi ve uluslararası hukukun bir parçası olması gereken UAEA’nın asıl amacının dışına çıkarak, hassaten Müslüman ülkeler olmak üzere Batı Asya ülkelerine yönelik baskı aracına dönüşen bir casusluk kurumuna dönüşmesi nedeniyle örtülü bir tehdidi yansıtmaktadır.
Rafael Grossi’nin Fordov, Natanz ve İsfahan nükleer tesislerine müfettişlerin denetleme bahanesiyle tekrar dönmesi konusundaki inatçı ve profesyonellikten uzak ısrarı, teknik ve güvenlik önlemlerine ilişkin bir talep olmasa gerek. Bu söylemlerin perde arkasında yatan asli sebeplerden bir tanesi ABD ve Siyonist rejimin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği pozisyonunu ele geçirmek için yaptığı siyasi dansın bir başka halkasıdır.
12 günlük savaştan sonraki aylarda bu dans, ajansın statüsünü teknik bir kurum olmaktan çıkarıp bir baskı aracı ve hatta düşmanı tanımlama aracı haline getirmiştir. Grossi, bir taraftan bu tesislerin “çok daha büyük önemi” hakkında talepkâr bir ses tonuyla konuşurken, diğer taraftan ABD ve Siyonist rejimin güvenlik önlemleri altında kayıtlı, resmi ve ajansın denetimlerine açık tesislere yönelik aleni, yasadışı ve düşmanca saldırısını kasıtlı ve bilinçli olarak kınamaktan kaçınmaktadır.
Bu önemli sessizlik diplomatik ihmal değil, saldırganlarla tam bir uyumun işaretidir. Zira bu iki rejim yani ABD ve Siyonist İsrail, uluslararası hukukun tüm kurallarını ihlal ederek nükleer güvenliği ve hatta nükleer silahların yayılmasını önleme hukuk sistemini ve rejimini hiçe sayan iki saldırgan ve hukuk tanımaz rejimlerdir. UAEA’nın ise bu iki haydut rejime ve onların onlarca yıldır uyguladığı kanun ve hukuk tanımaz eylemlerine karşı sessizliği, bu kurumun da emperyal sisteme hizmet eden bir kurum olduğunu açıkça göstermektedir.
Grossi’nin güvenlik, teknik, hukuksal ve emniyet sebepleri nedeniyle bu tür denetimlerin mümkün olmadığı durumlarda bile, bu tesisleri denetleme konusundaki tuhaf ve şüpheli ısrarı, kamuoyu ve düşünür kesim için ciddi soruları gündeme getiriyor.
IAEA Genel Direktörü teknik bir yetkili konumundan mı konuşuyor yoksa ABD ve İsrail’in askeri müfettişi rolünde bir kişi olarak mı?
Bu ısrarın amacı, İran’ın nükleer altyapısına yönelik askeri saldırıların başarısını veya başarısızlığını ölçmek değil midir?
Açık bir diplomasi ihanetine ve topraklarına yönelik doğrudan bir askeri saldırıya rağmen, İran İslam Cumhuriyeti itidal yolunu seçti ve iyi niyetini kanıtlamak için, İran ile UAEA arasındaki gerilimleri azaltmak amacıyla savaştan sonraki aylarda Kahire Anlaşması’nı imzaladı.[2] Ancak bu iyi niyet, Genel Direktörün davranışında bir değişikliğe sebep olmadı. Bunun yerine Grossi, düşmanca tavırlarını ve kışkırtıcı söylemlerini sürdürerek, kararını verdiğini ve IAEA’yı İran ile daha büyük bir çatışma ve anlaşmazlığa doğru yönlendirdiğini gösterdi.
Gerçek şu ki Grossi’nin ısrarı, nükleer silahların yayılmasını önleme sistemi kapsamında nükleer malzeme ve ekipmanlara duyulan endişeden ziyade, Washington ve Tel Aviv için siyasi bir başarı kaydetme girişimi ve aynı zamanda kendi siyasi geleceğine ve BM Genel Sekreteri olma hayaline yönelik kişisel bir yatırımdır. Bu hedefe ulaşmak için tarafsızlık, profesyonellik ve hatta ulusların hakları gibi bariz ilkeleri görmezden gelmekten çekinmeyen bir yönetici, İran gibi bağımsız bir ülkenin hassas tesislerinde Batılı istihbarat servislerinden casusları müfettiş olarak gönderme yetkisine sahip olduğunu düşünüyor.
Burada Grossi’ye şunu sormak gerekiyor:
İran, fiilen düşman saflarında yer alan ve haksız saldırıdan sonra gözcü rolü oynayan, bu eylemleri yalnızca BM Genel Sekreteri pozisyonunu ele geçirme amacıyla kişisel maceraları için yapan bir kişinin nükleer tesislerine yeniden girmesine neden izin versin ki?
Çünkü casusluk ve baskı aracı haline gelen bir kurum artık diplomasi ortağı değil, tehdidin bir parçasıdır ve tehditlerle, denetim yoluyla değil, uygun ve caydırıcı bir şekilde mücadele edilmelidir.
Grossi’nin bu açıklamalarına karşın İran’dan cevap gecikmedi ve İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami, UAEA Genel Direktörünün askeri saldırıya uğramış nükleer tesisleri denetleme talebiyle ilgili olarak gazetecilere şunları söyledi:
“Saldırıya uğramamış tesislerin denetlenmesine izin verdik, ancak mesele askeri saldırıya uğramış merkezler ve bu merkezlerin denetlenmesi için bir protokol olmalı. Saldırıları kınamayan ve bu koşullar için herhangi bir talimatı olmayan Ajans’ın denetleme hakkı yok. Üç Avrupa ülkesi, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in baskısıyla bize baskı yapması bizim için önemli değil ve etkili de değil.”[3]
Öyle ya!
BM’ye bağlı resmi ve uluslararası bir kurumun gözetimi altında olan 3 nükleer tesise yapılan gayrı meşru saldırıların ardından IAEA ne yapabildi ki? Halbuki bu saldırılar karşısında minimum yapacağı şey saldırganları kınamak ve ardından BM’ce belirlenen yönerge ve protokolleri uygulamaya sokmaktı.
Grossi BM Sekreterliğine Oynuyor
İşte burada UAEA veyahut benzer diğer uluslararası resmi kurum ve kuruluşların hedeflerinin hiçbir zaman demokrasi, halkların özgürlüğü, küresel adalet, herkesi bağlayıcı hukuk vb değerler olmadığı anlaşılıyor. Bu kurumlar ancak güçlünün ve egemen sistem ve rejimlerin yararına kurulan, onları koruyan, kamufle eden ve yeri geldiğinde (yani herhangi bir ülkeye saldırmak istediklerinde) maşa yahut gerekçe olarak kullanılan kurumlardır.
Dolayısıyla bu kurumların başına getirilen kimseler de sulta sistemlerin istediği ve onların komutlarıyla çalışabilen kimseler olmalıdır. Rafael Grossi de bunlardan biri…
Rafael Grossi’nin gelecek yıl BM Genel Sekreterliği görevi için mevcut BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yarışması bekleniyor. Geçtiğimiz Kasım ayında, Times of Israel gazetesi Arjantin’in Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın mevcut Genel Direktörü Rafael Grossi’yi bir sonraki BM Genel Sekreteri olarak aday gösterdiğini duyurduğunu bildirmişti.[4]
Times of Israel’e göre, aslen Arjantinli olan ve 2013-2019 yılları arasında Arjantin’in Avusturya Büyükelçisi olarak görev yapan Grossi, 2019’un sonlarından beri Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın başında bulunuyor. Bu durum, Portekizli olan mevcut BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 31 Aralık 2026’da görevinden ayrılacak olmasıyla aynı zamana denk geliyor.
[1] Rusça yayın yapan bir haber ajansı
[2] İran, ABD ve İsrail’in 12 Haziran’da yaptıkları saldırılar sonrası 9 Eylül 2025’te IAEA ile olan taahhütlerini yerine getirmeyi ve denetimlerin yeniden başlamasını kabul etmişti. Ancak Snapback mekanizmasının tekrar işleme alınmasıyla bu antlaşmayı feshettiğini duyurdu.
[3] اسلامی: آژانس حق ندارد ادعای بازرسی از مراکز مورد حمله قرار گرفته شده، داشته باشد – ایسنا
[4] Argentina nominates IAEA chief Grossi for UN secretary-general | The Times of Israel

