Ricardo Martins
İran’ı havadan yenemeyen Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, eski bir imparatorluk oyun kitabını canlandırıyor, ancak son bir strateji var: Kürt güçlerini araç kullanarak iç huzursuzluğu körüklemek ve ülkeyi Suriye tarzı bir parçalanmaya sürüklemek.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri ve stratejik baskısı, son dönemde yeni bir aşamaya girmiş görünmektedir. İran’ı yalnızca hava gücüyle yenemeyen Washington ve Tel Aviv’in, tarihsel olarak büyük güçlerin başvurduğu eski bir jeopolitik yöntemi yeniden gündeme getirdiği ileri sürülmektedir. Bu yaklaşımın temelinde, bölgesel etnik ve siyasi fay hatlarını kullanarak rakip bir devleti içeriden zayıflatma stratejisi bulunmaktadır. Bu bağlamda bazı analistler, Kürt güçlerinin İran içinde istikrarsızlık yaratabilecek potansiyel bir araç olarak değerlendirilmekte olduğunu öne sürmektedir.
Parçalanma Stratejisi: Etnik Fay Hatlarının Jeopolitik Araçlara Dönüştürülmesi
İran etrafında şekillenen çatışma dinamikleri, giderek daha tehlikeli bir aşamaya giriyor gibi görünmektedir. ABD ve İsrail’in gerçekleştirdiği ilk hava saldırılarının ardından Washington’un, daha dolaylı fakat tarihsel olarak bilinen bir jeopolitik araca yöneldiği iddia edilmektedir: yerel kara unsurlarının devreye sokulması. Bu bağlamda potansiyel vekil aktörler arasında Kürt grupları öne çıkmaktadır.
Donald Trump yönetimi açısından bu hesaplama görece basit bir stratejik mantığa dayanmaktadır. Yalnızca hava gücü kullanılarak İran’a karşı hızlı bir askeri zafer elde edilmesi oldukça zordur. Tahran’ın askeri altyapısı ülke geneline dağılmış durumdadır ve siyasi sistemi uzun süredir dış baskılara karşı dayanıklılık göstermektedir. Bu nedenle bazı stratejistler, İran’ı doğrudan askeri yenilgiye uğratmak yerine ülke içinde parçalanma dinamiklerini tetikleyebilecek yöntemleri tartışmaktadır.
Bu yaklaşımın literatürdeki karşılığı çoğu zaman “Balkanizasyon” olarak ifade edilir. Model aslında yeni değildir. Benzer bir yöntem, Suriye iç savaşında da görülmüştür; burada farklı silahlı grupların desteklenmesi ve silahlandırılması, yerel huzursuzlukların uzun süreli bir iç savaşa dönüşmesinde önemli rol oynamıştır.
İran’da Önceki Örnekler: Belucistan Deneyimi
Benzer dinamiklerin İran bağlamında da daha önce ortaya çıktığı görülmektedir. Özellikle İran ile Pakistan arasında yer alan Belucistan bölgesinde faaliyet gösteren bazı Beluç militan gruplarının dış destek aldığı iddiaları uzun süredir uluslararası analizlerde yer almaktadır.
Bölgedeki istikrarsızlık yalnızca İran’ın iç güvenliği açısından değil, aynı zamanda daha geniş jeopolitik rekabet açısından da önem taşımaktadır. Pakistan’ın Belucistan eyaletinde Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında yürüttüğü altyapı projeleri ve Gwadar limanı, bu bölgeyi küresel güç rekabetinin kritik noktalarından biri haline getirmiştir. Bu nedenle Belucistan’da gerçekleşen bazı saldırılar, Çin’in bölgedeki artan varlığıyla bağlantılı jeopolitik gerilimlerin bir parçası olarak da yorumlanmaktadır.
İran Kürdistanı: Yeni Bir Jeopolitik Odak Noktası
Son dönemde dikkatler giderek İran’ın kuzeybatısındaki Kürt bölgelerine yönelmiştir. İran’daki Kürt nüfusu, diğer birçok etnik azınlık gibi çoğunlukla ülkenin çevresel sınır bölgelerinde yaşamaktadır. Bu bölgelerde merkezi hükümet ile yerel topluluklar arasında tarihsel olarak zaman zaman gerilimler yaşanmıştır.
Geçmişte bazı Kürt siyasi ve silahlı hareketleri özerklik veya bağımsızlık taleplerini dile getirmiştir. Bu durum, İran’ın iç yapısında baskı noktaları arayan bazı stratejistler açısından potansiyel bir jeopolitik kaldıraç olarak değerlendirilebilir.
Ancak böyle bir stratejinin doğurabileceği sonuçlar oldukça ciddi olabilir. İran yaklaşık 90 milyonu aşan nüfusu ile çok etnili bir devlet yapısına sahiptir. Perslerin yanı sıra Azeriler, Kürtler, Araplar, Beluçlar ve diğer birçok etnik topluluk ülkenin farklı bölgelerinde yaşamaktadır. Bu toplulukların önemli bir kısmı zaten ekonomik ve sosyal açıdan dezavantajlı olan sınır bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Dolayısıyla ayrılıkçı eğilimlerin dışarıdan teşvik edilmesi, sınırlı huzursuzlukların çok daha geniş çaplı bir çatışmaya dönüşmesine yol açabilir.
Kürt Koridoru: Irak’ın Lojistik Cepheye Dönüşme Riski
Bu stratejik dinamiğin merkezinde Irak Kürdistan Bölgesi yer almaktadır. Bölgenin başkenti Erbil, son yıllarda bölgesel jeopolitiğin önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Erbil Uluslararası Havalimanı’nda bulunan büyük Amerikan askeri üssü, ABD’nin bölgedeki askeri varlığının kilit noktalarından biridir.
Çatışmanın başlamasından kısa bir süre sonra bu üs çevresinde insansız hava aracı saldırılarının gerçekleştiği bildirildi. Bu saldırıların İran’a yakın “Irak’taki İslami Direniş” grupları tarafından gerçekleştirildiği öne sürülmektedir. Bu gelişmeler, Irak Kürdistanı’nın İran’a yönelik operasyonlar için bir lojistik platforma dönüşme ihtimali etrafındaki kırılgan stratejik ortamı gözler önüne sermektedir.
Bazı jeopolitik analistler, Irak topraklarının potansiyel olarak İran’daki bazı Kürt gruplarına silah sevkiyatı için kullanılabileceğini ileri sürmektedir.
Irak açısından bu durum ciddi bir siyasi ikilem yaratmaktadır. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, savaş ve barış kararlarının yalnızca Irak devleti tarafından alınabileceğini vurgulayarak ülkenin daha geniş bir bölgesel çatışmaya sürüklenmemesi gerektiğini ifade etmiştir. Ancak Irak toprakları lojistik hat ve hazırlık noktası olarak kullanılmadan İran’a karşı Kürt liderliğinde yürütülecek herhangi bir operasyonun gerçekleştirilmesi oldukça zor görünmektedir. Bu nedenle Irak fiilen kontrol etmediği bir çatışmanın arka üssü haline gelme riskiyle karşı karşıyadır.
Bölgesel Domino Etkisi: Suriye ve Türkiye
Kürt meselesinin jeopolitik etkileri yalnızca Irak ile sınırlı değildir; Suriye ve Türkiye de bu dinamikten doğrudan etkilenebilecek ülkeler arasındadır.
2026 yılının başlarında Suriye’de Ahmed el-Şara liderliğindeki geçici hükümet ile Kürt ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri arasında bir entegrasyon anlaşması imzalanmıştır. Bu düzenleme, uzun yıllar süren iç savaşın ardından kuzeydoğu Suriye’de istikrarı sağlama yönünde atılmış geçici bir adım olarak görülmüştür. Ancak ABD’nin İran’a karşı daha geniş bir stratejinin parçası olarak Kürt güçlerini yeniden seferber etmesi halinde Şam yönetiminin bu anlaşmadan geri çekilmesi ihtimali bulunmaktadır. Böyle bir gelişme, Suriye’de yeni bir çatışma döngüsünü tetikleyebilir.
Türkiye açısından da durum son derece hassastır. Ankara, PKK’yı terör örgütü olarak görmekte ve bu örgütle onlarca yıldır mücadele etmektedir. Batılı ülkelerin bölgedeki Kürt silahlı gruplarını güçlendirme girişimi, Türkiye’deki kırılgan barış ve çözüm süreçlerini zayıflatma potansiyeline sahiptir. Nitekim PKK lideri Abdullah Öcalan’ın son dönemde uzlaşma çağrıları yaptığı bir dönemde, Kürt silahlı aktörlerinin yeniden militarize edilmesi bu süreci kısa sürede sekteye uğratabilir.
ABD’nin Kürtlerle Değişken İttifakları
ABD’nin Kürt aktörlerle ilişkisi tarihsel olarak pragmatik ve değişken olmuştur. Kürt güçleri 2003 yılında Irak’ın işgali sırasında ve daha sonra Suriye iç savaşında önemli müttefikler olarak ortaya çıkmıştır. Ancak bu ittifaklar çoğu zaman geçici nitelikte olmuştur. ABD’nin jeopolitik öncelikleri değiştiğinde, yerel ortakların destekten mahrum kaldığı örnekler de görülmüştür.
Kürt Sorusu: Stratejik Fırsat mı, Stratejik Tuzak mı?
Bazı Kürt liderleri bu tarihsel deneyimin farkında görünmektedir. İranlı Kürt muhalif figürler, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü stratejinin bir parçası haline gelme konusunda temkinli davranmaktadır. İran Kürdistan Özgürlük Partisi sözcüsü Halil Nadiri, Kürt gruplarının herhangi bir yabancı devletin talebi üzerine Tahran’a karşı bir savaş başlatmayı amaçlamadığını açıkça ifade etmiştir.
Bu tutum daha geniş bir gerçeği yansıtmaktadır: Kürt meselesi aynı anda İran, Irak, Suriye ve Türkiye’nin iç siyasi dengeleriyle kesişen çok katmanlı bir sorundur. Bu sorunun dış aktörler tarafından araçsallaştırılması, bölge genelinde zincirleme bir reaksiyonu tetikleyebilir ve mevcut çatışmaların kapsamını daha da genişletebilir.
Sonuç: Stratejik Paradoks
İsrail açısından bakıldığında, hava üstünlüğü ile iç parçalanma dinamiklerinin birleşmesi İran’ı zayıflatabilecek bir strateji olarak görülebilir. Böyle bir senaryoda İran’ın bölgesel gücünün kırılması ve İsrail’in bölgesel üstünlüğünün güçlenmesi hedeflenebilir.
Ancak tarihsel deneyimler bu tür stratejilerin çoğu zaman beklenenin tersine sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Dış askeri baskı, hedef ülkelerde milliyetçi mobilizasyonu güçlendirebilir ve toplumun siyasi olarak daha fazla kenetlenmesine yol açabilir.
Bu nedenle mevcut stratejinin önemli bir paradoksu bulunmaktadır: İran’ı zayıflatmayı amaçlayan bir girişim, tersine İran’ın iç bütünlüğünü güçlendirebilir; aynı zamanda komşu ülkelerde istikrarsızlığı artırarak yeni bölgesel çatışma döngülerini tetikleyebilir.
Orta Doğu’nun karmaşık jeopolitiği dikkate alındığında, dış müdahaleler çoğu zaman öngörülemeyen sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle Kürt kartının kullanılması, stratejik bir araçtan çok daha geniş ve kontrol edilmesi zor bir jeopolitik sürecin tetikleyicisi haline gelebilir.

