BLOG SAYFALARI

Arnavutluk, Arnavut Bektaşiler ve Bektaşi Devleti

Gürkan Biçen

Giriş

Yakın zaman evvel Arnavutluk Cumhuriyeti Başbakanı Edi Rama Arnavutluk’ta Vatikan benzeri bir Bektaşi devleti kurmayı önerdi. Bu öneri Arnavutluk içinden ve dışından pek çok kesimin katıldığı tartışmaları da beraberinde getirdi. Bu tartışmaların bir kısmı böylesi bir teklifin yasal imkânları ve Arnavutluk’un geleceği açısından muhtemel sonuçları üzerine yoğunlaşırken, bir kısmı da Bektaşi inancının siyasal bir söyleme ve bir devlet örgütlenmesine ihtiyacı olup olmadığına odaklandı.

Bu çalışmada Arnavut Bektaşiler ve Arnavutluk içinde mikro Bektaşi devleti inşası hakkındaki düşüncelerimiz ele alınacaktır.

Bektaşilik ve Arnavut Bektaşiler

Bektaşilik teolojik olarak İslam’ın On İki İmam Şiiliği’ne yakın sayılabilecek ancak İmam Cafer’e önem verseler de fıkıh açısından Caferi mezhebini izlemeyen bir yorumu olarak bilinir. Bektaşiler kendilerini 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış olan Hacı Bektaşi Veli’ye nispet ederler. Bektaşi inancının akaid temelini ifade eden bir metinde, kendisi de bir Bektaşi olan Naim Fraşeri şöyle der:

“Bektaşiler Hakikate ve Yüce Rabbe, Muhammed, Ali, Hatice, Fatma, Hasan ve Hüseyin’e inanırlar. Yine On iki imama inanırlar, bunlar: İmam Ali / İmam Hasan / İmam Hüseyin / İmam Zeynel Abidin / İmam Muhammed Bakir / İmam Cafer el Sadık / İmam Musa Kazım / İmam Ali Rıza / İmam Muhammed Taki / İmam Ali Naki / İmam Hasan Askeri / İmam Muhammed Mehdi”

Yukarıda sayılan silsilede Bektaşilerin manevi açıdan İmam Musa Kazım’a bağlı olduğu varsayılır. Bektaşilere göre Hacı Bektaşi Veli İmam Musa Kazım’ın halefidir.

Bektaşiler İmam Hüseyin’in yasını tutarlar. Muharrem ayının birinci gününden onuncu gününe kadar oruç tutarlar. İmam Hüseyin’in kardeşi Abbas’ı anar ve onun için kurban adarlar. İmam Ali’nin doğum günü varsaydıkları Nevruz’u kutlarlar. İbn Arabi’nin etkisiyle olsa gerek Vahdet-i vücut felsefesine yakındırlar. Kuran’ın zahiri ve batıni anlamları olduğuna inanırlar. Bektaşiler için Allah yaratıcı, Muhammed tabi olunan yolu inşa eden ve İmam Ali ile Hacı Bektaş bu yolun kılavuzlarıdır. Bektaşiler bu üçlemeyi Hıristiyanlığın teslisinden farklı görürler ve teslisi reddederler.

Bektaşi yoluna girenler 12 İmamı temsil ettiğine inanılan 12 bölmeli bir taç giyerler ve 12 şeyle mücadele ederler: Karanlık, unutkanlık, günah, istenmeyen lezzet, umutsuzluk, güzel giyecek, hayvani arzu, kibir, intikam, sabırsızlık, başarısızlığın sonucu gelen keder ve Allah’ı unutmak. Bunlarla mücadele için de dört esas vardır: Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat.

Arnavutlar ile Bektaşilerin karşılaşmasının Osmanlı devletinin Balkanlardan devşirdiği Hıristiyan çocukların İslamlaştırılması ve orduya (Yeniçeri askerleri) katılmasıyla başladığına dair yaygın bir kanaat vardır. Bununla birlikte Bektaşilerin Arnavutluk’ta bir tarikat olarak inşası Hacı Bektaşi Veli’nin değil, onun haleflerinden Balım Sultan’ın eseridir. Balım Sultan Bektaşi inancını ve kimliğini hem temelden inşa etmiş hem de bir hiyerarşi haline sokup düzenli bir yapıya dönüştürmüştür. Bu hiyerarşide babadede, dede, baba ve dervişler yer alır. Bunları muhipler ve aşıklar izler. Muhip Bektaşi yolunu kabul ettiğini ikrar etmiş ama tekkede derviş olarak hizmet etmeyen kişidir. Aşık ise halktan olup Bektaşiliğe sempati duyanlardır.

Osmanlı devleti Sünni ağırlıklı bir devlet olmasına rağmen, Bektaşi inancına sahip Yeniçerilerden istifade etmesi sebebiyle, ulema, bürokrasi ve saray üçgeninde yer alanlarca Bektaşilere müsamaha gösterilmiştir. Büyük çoğunluğu Bektaşi olan ve “Hacı Bektaş’ın Oğulları” şeklinde bilinen Yeniçerilerin koruması altında Bektaşiler, Güney Arnavutluk ve bugün Yunanistan’ın kuzeyinde kalan Arnavut bölgelerinde yayılmış ve güç kazanmıştır. Bektaşiliğin yayılmasında Arnavutların o dönemde sahip olduğu Hıristiyan inançlarıyla çatışmamasının da etkili olduğu düşünülmektedir. Ne var ki Bektaşiler ile Osmanlı devletinin ilişkileri tümüyle sorunsuz olmamış ve Osmanlı tarihçilerinin Vaka-yı Hayriyye dedikleri, Bektaşilerin ise “Bektaşilerin İlk Tradejisi” olarak andıkları 1826 tarihli Yeniçeri ordusunun kaldırılması ve Bektaşilerin kitleler halinde katline tanık olunmuştur. Bu dönemde İstanbul ve civarından kaçabilen Bektaşiler Arnavut bölgesine sığınmış, binlercesi öldürülmüş, tekkeleri ve zaviyeleri kapatılıp mallarına el konulmuş ve Bektaşi mal varlıkları Sünni tarikatlara verilmiştir. Arnavut bölgesine geçen Bektaşiler burada da rahat bırakılmamıştır. Bir süre sonra -1839- ilan edilen Tanzimat fermanını ardından Bektaşiler Balkanlarda yeniden görülür hale gelmeye başlamıştır. Bundan ayrı olarak, Tepedelenli Ali Paşa örneğinde görüleceği üzere, Arnavut bölgesindeki yarı feodal beylerin Bektaşi tarikatına bağlı dervişleri casus olarak kullandıkları ve bu sebeple diğer beylerin tarikatın Arnavutluk’un kuzeyinde yayılmasına izin vermedikleri bilinmektedir. Bektaşi tarikatının ve tekkelerinin ancak yüzde üç kadarının kuzeyde olmasının sebeplerinden birinin de bu olduğu söylenmektedir. Osmanlı devletinin Balkanlardan çekilmesi sırasında bağımsız bir Arnavut devletinin kurulması için çaba gösteren isimler arasında çok sayıda Bektaşi Arnavut bulunmaktadır. Bunların en meşhurları Fraşeri ailesinin üyeleri (Frasher, Arnavutluk’un güneyinde yer alan Ergiri’nin küçük bir Bektaşi köyüdür) ile Arnavutluk’un bağımsızlığını ilan eden Avlonya (Vlore) doğumlu İsmail Kemali’dir.

Bektaşi tarikatının “İkinci Trajedi” şeklinde andıkları durum ise Mustafa Kemal’in Türkiye’de tekke ve zaviyelerin kapatıldığını ilan ettiği 1925’te gerçekleşti. Bu olay sebebiyle Türk-Osmanlı Bektaşiler kendi aralarında ayrışmaya başladılar ve 1929’da Arnavut Bektaşiler Tiran’da bir konferans düzenleyerek kendilerine dair bir anayasa niteliğinde bir metin açıkladılar. Buna göre, Bektaşiler Arnavutluk’ta “dedelik kurumu” tarafından temsil edilecek bir İslam tarikatı olacaktır. Bu tarikat “Baş dede”, “dedeler”, “babalar”, “dervişler” ve diğer görevliler tarafından idare edilecektir. Tarikatın dili Arnavutça olacaktır. Tarikat Kruya, Elbasan, Korça, Fraşeri, Prişta ve Gjirokastra’daki tekkelerde görev alacak altı dede tarafından yönetilecektir. Bu dönemde Arnavutluk’ta altmışın üzerinde, Kosova’da on ve Makedonya’nın Arnavutça konuşulan bölgelerinde birkaç tane Bektaşi tekkesi bulunmaktaydı.

Arnavut Bektaşilerin Tiran’da yaptığı bu hazırlık ve Türkiye’de Bektaşilere yönelik baskıların neticesinde kendisi de bir Arnavut olan, Bektaşi tarikatının büyük dedesi Sali Niyazi dede 1931 yılında Türkiye’yi terk ederek Tiran’a geçti. Salih Niyazi Arnavutluk’u işgal eden İtalyanlarla iş birliği yapmayı reddettiği için 1941’de öldürüldü. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından komünist rejimin tesisine kadar Bektaşiler Arnavutluk’ta bir tarikat olarak tanındılar. Bektaşileri İslam’ın bir kolu değil de ayrı bir dini topluluk olarak kabul ettirme çabaları Bektaşilerin son dönemlerinde Osmanlı karşıtı tutumlarına rağmen bizzat Bektaşiler tarafından da reddedildi. Bektaşilerin dini topluluk olarak anayasal statü kazanması 1946’da toplanan Dördüncü Bektaşi Kongresi’nden sonra gerçekleşti. Ne var ki süreçte komünist rejim Bektaşi tarikatına yönelik, liderlerin öldürülmesi ve hapsedilmesi dahil olmak üzere pek çok yıldırma yöntemiyle tarikatı etkisiz hale getirmeyi başardı. Komünist rejimin Bektaşiler dahil olmak üzere dini toplulukları bastırması Bektaşilerin, Bektaşiliğin Arnavutların milli inancı olması hayalini de sona erdirdi. Komünist rejimin sona erdiği 1990’da ülkede sadece 6 tekke, 5 baba ve 1 dervişin kaldığı söylenmektedir. Arnavutluk’tan Amerika’ya kaçan Baba Rexhep’in Detroit’te kurduğu Arnavut Amerikan Bektaşi Tekkesi ise bağımsız bir şekilde faaliyetlerini yürütmüştür.

Bektaşilerin Arnavut toplumu içindeki nüfuslarının seyri hakkında kesin bir bilgi vermek zordur. Zira Arnavutluk’taki nüfus sayımlarında yakın zamana kadar dini inanç ve mezhep açısından aidiyete dair bir soru sorulmamaktaydı. Bununla birlikte,  Arnavutluk toplumundaki oranının son yüz yıl içinde erimeye devam ettiği söylenebilir. Aşağıdaki tablodan da anlaşılacağı üzere Arnavutluk yüz yıl evvel ağırlıklı olarak Müslüman bir toplumken, bugün itibariyle bu özelliğini kaybetmiş haldedir. Bunun temel sebebi hızlı ve kontrolsüz göç ile ülke içinde kalan yaşlı nüfusa bağlı olarak hızla düşen nüfus artış oranıdır. 1945-1991 arasında ülkede hakim olan komünist rejim nüfus hareketlerine izin vermediğinden, Arnavutluk’un nüfusu sürekli artarken, komünist rejimin sona ermesinin ardından Arnavutlar kitleler halinde ülkeyi terk etmeye başlamıştır. Son on yılda Arnavutluk yaklaşık %15 oranında nüfus kaybetmiştir. Bu göç hareketlerinin gövdesini ise Müslüman toplum oluşturmuştur. Geleneksel olarak Arnavutluk’un orta kesiminde yoğunlaşan Müslüman Arnavutlar ülkeyi terk ettiğinde, yerlerini güneydeki Ortodokslar ile kuzeyden gelen Katolikler doldurmuş ve bu da hem demografik tabloyu hem de siyasi ağırlığı kökten değiştirmiştir. Aşağıdaki harita bugün itibariyle Arnavutların topluluklar halinde yaşadığı ülkeleri göstermektedir:

Arnavutların dünyadaki dağılımı. 
  Arnavutluk ve Kosova   + 1,000,000   + 100,000   + 10,000   + 1,000

Sünni ve Bektaşi Müslümanların Arnavutluk içindeki sayıları ve demografik değişimleri ise aşağıdaki tabloda yer almaktadır. Bu rakam ve tabloların değerlendirilmesinde nüfusun %15’inden fazlasının dini aidiyet sorusuna cevap vermediği de göz önünde tutulmalıdır.

DinNüfus
1923
(Bin)
Oran
%
Nüfus
1927
(Bin)
Oran
%
Nüfus
1942
(Bin)
Oran
%

Nüfus
2011
Oran

Nüfus
2023
Oran
%
Sünni

Bektaşi
    599.912

163.811
54.2

14.7
1.587.608

58.628
56.7

2.09
1.101.718
115.644
45.86

4.81
İslam558.00068.5563.72967.6763.72368.91.646.23658.791.217.36250.67

       Müslümanların Arnavutluk’taki dağılımı         

%2,5’un üzerindeki Bektaşi bölgeleri

Aşağıdaki haritada ise Arnavutluk’taki dini dağılım şehirler bazında gösterilmektedir. Görüldüğü üzere pek çok beldede Sünni, Bektaşi, Ortodoks ve Katolikler birlikte yaşamaktadır.

Bektaşi yoğunluğuna sahip yerleşimler sarı renkle işaretlenmiş halde

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, Arnavutluk 1967 ile 1991 arasında komünist rejim altında dünyanın ilk ve tek ateist devleti olarak yönetildi. Sosyalist Blok’un dağılmasından sonra Arnavutluk’ta da dini topluluklar serbest bırakıldı ve Bektaşi Merkezi 1991 yılında Dünya Bektaşi Merkezi adıyla Dedebaba Hacı Reşat Bardi liderliğinde yeniden açıldı. Ne var ki komünist dönem boyunca Bektaşi merkezinin pek çok önemli ismi öldürülmüş veya hapsedilmişti ve bu sebeple Bektaşi geleneklerine vakıf, liderlik kabiliyetini haiz kimse kalmamıştı. Reşat Bardi’nin dahi 1935 doğumlu olduğu, ömrünün önemli bir kısmını komünist rejim baskısı altında geçirdiği düşünüldüğünde, Bektaşi tarikatının içinde bulunduğu durum daha iyi anlaşılacaktır. Bununla birlikte, Bardi’nin yeni dönemdeki ilk icraatlarından biri bir grup Bektaşi ile birlikte hacca gitmesi ve böylelikle Bektaşi tarikatının İslam içinde olduğunu teyit etmesidir. Yine o Türkiye, Amerika ve sair yerlerdeki Bektaşiler ile ilişkilerin yeniden tesisi için pek çok ziyarette bulunmuştur. 1994 ve 1995 yıllarında İran İslam Cumhuriyeti’ni ziyaret etmiş, 2001 ve 2022 yıllarında ise Papa ile Vatikan’da görüşmüştür. Yine Türkiye ziyaretlerinde Recep Tayyip Erdoğan dahil olmak üzere pek çok üst düzey siyasetçi ve bürokrat tarafından kabul edilmiştir. Bardi’nin 2011 yılında vefatının ardından yerine komünist dönemde orduda bir subay olan, 1959 Avlonya doğumlu Edmond Brahimaj getirildi.

SıraİsimGörev başlangıcıGörev bitimiGörev süresi



1
Salih Niyazi (1876-1941)
20 Mart 193028 Kasım 194111 yıl 8 ay 8 gün



2
Ali Rıza (1882-1944)6 Ocak 194222 Şubat 19442 yıl 1 ay 16 gün



3
Kamber Ali (1869-1950)12 Nisan 19441945Yaklaşık 1 yıl




4

Xhafer (Cafer) Sadık 1874-1975)

5 Mayıs 1945

2 Ağustos 1945

2 ay 28 gün



5
Abaz Hilmi (1887-1947) 6 Eylül 194519 Mart 19471 yıl 6 ay 13 gün




6
Ahmet Myftar (1916-1980)8 Haziran 19471958Yaklaşık 10 yıl



7

Reshat Bardhi (1935-2011)


20 Temmuz 19932 Nisan 201117 yıl 8 ay 13 gün



8
Edmond Brahimaj (1959-)11 Haziran 2011Devam ediyorDevam ediyor

Arnavutluk’un 1990 sonrasında yaşadığı siyasi ve dini gelişmelerin hiçbiri Amerika, Avrupa ve İsrail’in açık ve gizli müdahalesi görülmeden açıklanamaz. Arnavutluk devleti bir bütün halinde ele geçirildiğinden, Arnavutluk devlet kurumları, bürokrasi ve siyasetinde yer alan her isim bir şekilde Amerikan elçiliğinin kontrolü altındadır. Buna Arnavut Sünni Müslümanlar ile Arnavut Bektaşi Müslümanların liderliğinin el değiştirmesi de dahildir. Sünni Müslümanların doğal lideri Hafız Sabri Koçi’nin vefatının ardından komünist dönemde bir mühendis olan Selim Muça komünizm sonrasında Sünni Müslümanların liderliğine getirilirken, asker kökenli Edmond Brahimaj da Bektaşilerin başına atanmıştır. Bugün itibariyle Sünni Müslümanlar Türkiye’de terör örgütü lideri olarak ilan edilen, 1999’dan itibaren Amerika’da yaşamaya başlayan ve yakın zaman evvel vefat eden Fetullah Gülen’e bağlı olduğu bilinen Bujar Sipahiu tarafından idare edilmektedir.

Dünya Bektaşi Merkezi’nin lideri olarak atanan Edmond Brahimaj’a bağlı olarak faaliyet gösteren 6 ana tekke bulunmaktadır:

1- Gjirokastra (Yetki alanı: Gjirokastra, Saranda ve Tepelena)

2- Korça (Yetki alanı: Korça, Devoli, Pogradec, Kolonja, Leskovik)

3- Kruja (Yetki alanı: Kruja, Kurbin, Bulqiza, Dibra, Mat, Shkodra, Durres)

4- Elbasan (Yetki alanı: Elbasan, Gramsh, Peqin, Lushnja, Kavaja, Librazhd, Perrenjas)

5- Vlora (Yetki alanı: Vlora, Mallakastra, Fier, Patos, Roskavec)

6- Berat (Yetki alanı: Berat, Skrapar, Permet)

Altı ana tekkenin dışında bunlara bağlı olan 110 kadar irili ufaklı tekke bulunmaktadır.

Bunların dışında, Kosova’nın Gjakova şehrinde bulunan Bektaşi tekkesi de Tiran’daki merkezin yetkisini kabul etmektedir.

Yunanistan’da 4, Makedonya’da 1 ve Amerika’da 1 Bektaşi tekkesinin de varlığı bilinmektedir.

Baba Mondi kimdir?

Baba Mondi olarak bilinen Edmond Brahimaj 1959 yılında Arnavutluk’un Vlora kentinde Bektaşi bir ailede dünyaya geldi. Mondi, 2023 yılında News24 kanalına, annesinin uçun süre çocuğunun olmaması ve bunun için annesinin kuzeni olan Ahmet Myftar Baba’nın dua ettiğini ve böylelikle kendisinin doğumunun bir mucize olduğunu söyledi.  Enver Hoxha döneminde askeri okula yönlendirildi ve 1982’de orduda subay olarak görev almaya başladı. Makedonya sınırında geçen on yıldan sonra Arnavutluk’ta komünist rejimin çökmesiyle birlikte 1992’de Bektaşi muhibi ve ardından 1996’da Korça’daki Teqeja e Turanit’de  (Turan Tekkesi) Bektaşi dervişi oldu. 1997’de “baba” unvanını alan Mondi, Teqeja e Turanit’in  başına geçti. Makedonya’nın Kalkandelen (Tetova) şehrinde bulunan Harabati Baba Tekkesi’nin başındaki Baba Tahir Emini’nin 2006’da vefatının ardından Baba Reshat Bardhi tarafından onun yerine atandı. 2004 yılında hac için Mekke’ye gitti. 2007’de “İsrail”i ziyaret etti.

2006 yılında kendisiyle yapılan bir röportajda Bektaşiliği İslam’ın On İki İmam yoluna bağlı mistik bir kolu olarak tanımlayan Mondi, Bektaşilerin bütün hükümetlere ve rejimlere saygısının olduğunu, adalet için hükümetlere yardım ettiklerini ama hükümetten olmadıklarını ve diğer dinlerin müntesipleri de dahil olmak üzere bütün dünya halklarıyla kardeş olduklarını dile getirmiştir.

Baba Mondi, Baba Reshat Barhdi’nin 2011 yılında vefat etmesi üzerine Dünya Bektaşi Merkezi’nin başına geçti. Bu tarihten sonra Bektaşi lideri sıfatıyla dünyanın pek çok ülkesine seyahat edip resmi görüşmeler yaptı. Papa Franciscus dahil olmak üzere çeşitli dinlerin liderleriyle görüşmeleri oldu. Ne var ki Mondi’nin bu konumu Türkiye’deki Bektaşiler tarafından şüpheyle karşılandı ve kendisinin Bektaşi erkanı içinde halifebaba dahi olmadan dedebaba olmasının kabul edilemez olduğu dile getirildi.

Baba Mondi yakın zaman evvel İslam’ın bir hoşgörü dini ve Bektaşilerin Arnavut Müslümanların gerçek temsilcileri olduğu yönünde açıklamalar yapmıştı. Ona göre Allah insana akıl vermiş ve hiçbir şeyi de yasaklamamıştı.

Arnavutluk Bektaşi devleti projesi

Arnavutluk Cumhuriyeti Başbakanı Edi Rama (George Soros’un Arnavutluk’taki adamlarından birisidir) Eylül 2024’te gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler 79. Genel Kurulunda Arnavutluk’ta Vatikan benzeri bir mikro devlet inşa etmeyi düşündüklerini açıkladı. Rama’ya göre Vatikan’ın dörtte biri kadar yüz ölçümüne sahip olacak bu devletin pasaportu olsa da, ordusu, sınır muhafızları ve mahkemeleri bulunmayacaktı.

Edi Rama’nın aniden ortaya koyduğu bu fikir hem Arnavutluk içinde hem de dışında gerek Bektaşiler ve gerekse diğerleri tarafından şaşkınlıkla karşılandı zira o ana kadar Bektaşilerin böylesi bir talebi olduğuna dair bir işaret bulunmamaktaydı. Rama’nın bu yöndeki açıklamalarının onun siyaset tarzıyla ilişkili olduğunu, bunların gerçek bir durumu değil, Rama’nın dünya basınında öne çıkma arzusunu yansıttığını savunan kişiler bu durumun bir süre konuşulup kapanacak konular arasında yer alacağını söylemekteler. Yine onlara göre, , Arnavutluk anayasasının ve yine Bektaşi inancının devlet içinde devlet inşasına uygun olmadığı da bilinmektedir. Bu cümleden olmak üzere, Arnavutluk Cumhuriyeti Anayasası Arnavutluk devletini “üniter ve bölünemez” olarak tanımlamaktadır. Anayasada yapılacak herhangi bir değişikliğin ise Arnavutluk Meclisinin üçte iki çoğunluğunun onayını alması gerekmektedir. Bununla birlikte, Arnavutluk içindeki hukukçular ne parlamentonun ne de halkın böyle bir değişiklik yapma ve oylama hakkına sahip olduğunu, bunun hukuken mümkün olmadığını söylemektedirler. Bu görüşü savunanlara göre, Arnavutluk devletinin toprak bütünlüğünün ihlali anlamına gelecek hiçbir değişiklik yasal olmayacaktır. Bektaşi devleti projesi de Arnavutluk devletinin toprak bütünlüğünün bozulması anlamına geleceğinden, bu proje baştan imkânsızdır. Bundan ayrı olarak, anayasa Arnavutluk Cumhuriyeti’ni laik bir devlet olarak tanımladığından, Arnavutluk sınırları içinde teokratik bir devlete izin verilmesi de düşünülemeyecektir.

Baba Mondi’nin yaptığı açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla bu devletin sıradan vatandaşları da olmayacaktır. Bu devletin vatandaşları Bektaşi tarikatı içerisinde yer alan muhip, derviş, baba gibi unvanlara sahip kişilerden ibaret olacaktır. Bu açıdan bakıldığında, bu tür bir devletin dini anlamda sadece ruhanilerden oluşacak ve bir devletin sahip olduğu özelliklerin hiçbirini haiz olmayacak bir organizasyondan ibaret olacağı söylenebilir. Bu durumda, Arnavutluk içinde bir mikro devlet kurma fikrinin hangi amaca hizmet edeceğine dair tartışmalara göz atmak gerekmektedir.

Baba Mondi’nin kendilerinin İslam’ın tek doğru yorumu olduğu ve Arnavutluk nüfusunun yaklaşık olarak yarısının Bektaşi olduğu yönündeki iddiası ile Bektaşi devletinde alkol yasağının olmayacağı, kadınların istedikleri gibi giyinebilecekleri ve radikalizme karşı İslam’ın toleranslı bir şeklinin uygulanacağına dair açıklamaları birlikte değerlendirildiğinde, Bektaşi devletinin Arnavutluk’taki Sünni Müslümanların otoritesini zayıflatmaya yönelik bir proje olduğu söylenebilir. Arnavutluk’un Sünni Müslümanlarını temsil eden Arnavutluk Müslüman Toplumu (bir çeşit Diyanet İşleri Başkanlığı) beklenmedik bir şekilde açıklanan ve hiçbir dini toplumla görüşülmeden hazırlanan bu projenin Arnavutluk’taki dini uyum açısından son derece tehlikeli olduğunu vurguladı. Yine Bektaşi tarikatının On İki İmam Şiiliğine nispet edilmesi ve bugün On İki İmam Şiiliğinin devlet düzeyindeki temsilinin İran İslam Cumhuriyeti tarafından sağlanıyor oluşu, böylesi bir devlet üzerinden İran İslam Cumhuriyeti ve Şii düşüncesine saldırının zeminini oluşturabilir. Bunun için olsa gerek, Baba Mondi, Vehhabiliğin Arnavutluk’taki ana sponsorları olduğunu bildiği halde, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’ı söz konusu projeye destek vermeye davet etti.

1992-1997 yılları arasında Arnavutluk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve daha sonra da Başbakan olarak görev yapan Demokratik Parti Genel Başkanı Sali Berisha örneğinde görüleceği üzere, Arnavutluk’ta bir kısım kişiler Edi Rama tarafından açıklanan Bektaşi devleti projesinin aslında para aklama ve Arnavut mafyasının Avrupa’da sıkışan büyük miktardaki parasını Arnavutluk’a aktarmanın bir aracı olduğunu da düşünmektedirler. Bilindiği üzere Arnavutluk Amerika’nın baskısı altında ülkeye nakit girişine sınırlama getirmek zorunda kalmış ve bu da Arnavutlar ile Amerika arasında kısmi bir gerilime neden olmuştu.

Edi Rama ve onu destekleyen Baba Mondi’ye tepkiler sadece Arnavutluk içinden gelmekle kalmadı. Öncelikle Amerika’daki Arnavut Bektaşi Tekkesi’nin başında bulunan, Vlora doğumlu, Bektaşi bir aileye mensup, Türkiye’de ilahiyat eğitimi almış olan Baba Eliton Pashaj Bektaşi geleneklerine aykırı olması sebebiyle söz konusu projeye karşı olduğunu açıkladı. Baba Eliton Pashaj ile Baba Mondi arasında uzun zamandan bu yana problemler olduğu, Baba Eliton Pashaj’ın “Baba” unvanını Türkiye’deki Bektaşilerden aldığı ve bu yönüyle Türkiye’deki Bektaşilerle ilişkili olduğu, Baba Mondi’nin Türkiye’deki Bektaşiler tarafından verilen bu unvanı tanımak istemediği ve bu sebeple aralarında yazışmalar olduğu özel olarak öğrenilmiştir.

Türkiye’deki Bektaşilerin bir Bektaşi devletine karşı tutumları genel olarak olumsuzdur. Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Özgür Kaplan “Dünyanın herhangi bir yerinde devlet güdümünde bir inanç istemiyoruz. Arnavutluk olması bizim açımızdan çok bir şey değiştirmiyor. Genel hatlarıyla böyle bir duruma karşıyız” derken, Ali Haydar Ercan Dedebaba’nın talimatıyla açıklama yapan Balım Sultan Bektaşilik Araştırmaları Derneği Başkanı, Halifebaba Hacı Dursun Gümüşoğlu da Arnavutluk’ta “Bektaşi Vatikan’ı” fikrini ‘Ali’siz Alevilik yaratmak için ortaya konulan emperyalist bir proje olarak tasvir etti. Gümüşoğlu, Baba Mondi’nin halifebaba olmadan doğrudan dedebaba olmasının ise erkana aykırı olduğunu, kendisinden evvel dedebaba olan Reshat Bardhi’nin Bedri Noyan Dedebaba’dan halifebaba unvanını alarak Arnavutluk’a gönderildiğini, Baba Mondi’nin Bektaşilerin lideri olduğuna dair iddiasını tanımadıklarını, bu iddianın yok hükmünde olduğunu söyledi. Gümüşoğlu “Bektaşi erkânına göre Arnavutluk’ta bırakın dedebabayı, halifebaba bile yoktur. Yüzyıllardır devam eden geleneğe ve kurala göre dedebabanın Türkiye sınırları içinde ikamet etmesi şarttır. ‘Ali’siz Alevilik’ olarak adlandırılan bu proje, emperyal devletlerin Alevilik inancı üzerinden menfaat temin edebilmesi için açtıkları bir tuzaktan ibarettir” dedi.

Türkiye’deki bir kısım çevreler söz konusu projenin Amerika ve İsrail tarafından ortaya atıldığını, Edi Rama’nın bu projenin sadece sözcüsü konumunda olduğunu ileri sürmektedirler. Bu çevreler Baba Mondi’nin birkaç kez “İsrail”e gitmesini, 7 Ekim 2023 tarihinde gerçekleşen Aksa Tufanı Operasyonu’nun ardından Siyonist rejime resmi bir mektup göndererek saldırıyı kınayıp Siyonistlerle dayanışma içinde olduklarını bildirmesini ve yakın zaman evvel İsrail halkını kendi kardeşi gibi gördüğünü söylemesini bu düşüncelerinin dayanağı olarak göstermektedirler. Yine bunlara göre, Amerika’daki Arnavut Bektaşi Tekkesi’nin başında bulunan Baba Eliton Pashaj Türkiye’nin terör örgütü olarak ilan ettiği ve mensuplarını yargıladığı Fetullah Gülen hareketinin Amerika’daki bazı üyeleriyle görüşmektedir ve Amerika Baba Eliton Pashaj’ı Arnavutluk’ta kurulacak Bektaşi devletinin başına geçirmek için hazırlamaktadır. Bu noktada şu hususa dikkat etmek gerekiyor: Amerika’daki Arnavut Bektaşi Tekkesi ve bu tekkenin başındaki kişi her kim olursa olsun bir dini cemaat ve bu dini cemaatin lideri olarak kabul edilmektedir. Tahmini 5-6 bin kişilik Bektaşi toplumunun üyelerinin hemen hepsi aynı zamanda Amerikan vatandaşıdır. Tıpkı Baba Mondi gibi bu tekkenin başındaki kişiler de siyasetçiler, bürokratlar, diplomatlar ve din adamları tarafından resmi ve yarı resmi şekilde ağırlanmakta ve ziyaret edilmektedir. Bu anlamıyla Fetullah Gülen’in çevresindeki kişilerin de Baba Eliton Pashaj’ı ziyaret ettikleri doğrudur ancak bu durum onun bu kişilerle organik bir ilişki içinde olduğunu göstermemektedir. Yukarıda da değindiğimiz gibi Baba Eliton Pashaj unvanını Türkiye’deki Bektaşi cemaatinden aldığı için prensip olarak bu projeye karşı olduğunu açıklamıştır. Baba Eliton Pashaj ile yapılan özel görüşmede, Türkiye’deki Bektaşilerin bir kısmının Mason olduğu ve Mason Bektaşilerin Bektaşi devleti projesini destekledikleri bilgisine ulaşılmıştır. Yine Pashaj kendisine gelen habere göre Amerikan dışişlerinin Edi Rama’nın bu düşüncesinden önceden haberi yoktur. Bu açıklama onlar açısından da sürpriz olmuştur.

Rudaw sitesinde yer alan bir haberde ise kendilerini “Kürt Alevi Hakikatçi sürek” olarak isimlendiren bazı Kürt Alevilerin Arnavutluk’ta bir Bektaşi devleti kurulması fikrini desteklediklerinden bahsedilmektedir. Bu haberin içeriğinden küçük bir grup Bektaşi’nin devleti olması halinde Türkiye’deki milyonlarca Alevi’nin de bu hakka sahip olması gerekeceğine dair bir fikrin geliştirilmek istendiği anlaşılmaktadır. Bu anlamıyla, Arnavutluk içinde kurulacak bir Bektaşi devletinin asıl etkisi Arnavutluk’tan ziyade Türkiye’de görülecektir.

Bektaşi devletinin kurulmak istenmesinin arka planında İran’ın Şii dünyanın liderliğine dair iddiasını zayıflatmak amacı yattığını ileri sürenler bulunsa da, bu görüşün dayanaktan yoksun olduğu açıktır. Zira Bektaşi tarikatı her ne kadar On İki İmam Şiiliiğinin bir kolu gibi algılansa da fıkıh ve siyasi tutum açısından onlardan ayrılmaktadır. Bundan ayrı olarak, Bektaşilerin bu anlamıyla bir ağırlıkları bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle, Bektaşi devletinin kurulması halinde dahi itikadi, siyasi ve ideolojik açıdan İran ile rekabet etmesi mümkün değildir.

Sonuç

Arnavutluk Arnavut halkının yaşadığı ana coğrafyanın bir kısmıdır. Arnavut Bektaşiler de tıpkı Arnavut Hıristiyanlar gibi dünyadaki toplam Arnavut nüfus içinde azınlıktır. Balkanlarda yaşayan Arnavutların büyük çoğunluğu –Selefi ve Vehhâbî gruplar yayılmakta olsa da- Sünni kökenlidir. Diaspora Arnavutları açısından da durum çok farklı değildir. Ne var ki Sünni veya Bektaşi fark etmeksizin genel olarak Arnavutların dini pratiklerle ilişkileri son derece zayıftır.

Arnavutluk’ta bir Bektaşi devletinin kurulması Türkiye açısından problem oluşturacaktır. Türkiye gelecekte baş gösterecek problemleri önlemek ve Arnavutluk’ta kalıcı bir etki oluşturmak istiyorsa Bektaşi devleti projesinden bağımsız olarak bölgedeki ve diasporadaki Arnavutlarla eş zamanlı ve geniş kapsamlı bir çalışma yürütülmelidir. Zira Arnavut bölgesi içindeki ve dışındaki Arnavutların ilişkileri son derece canlıdır ve müspet veya menfi pek çok süreç bu şekilde birbirinin sebep ve sonucunu oluşturmaktadır.