BLOG SAYFALARI

Hürmüz Boğazı Üzerinden İran İçin Yol Ayrımı

Yusuf Yağlı

ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın hem senaryosu hem de stratejileri savaşın ilk gününden itibaren ABD-İsrail açısından sürekli değişkenlik gösterdi ve bu hakikatte düşman ülkelerin İran’a karşı net planlarının, belirgin savaş senaryolarının olmadığını ve aslında İran’ı tanımlamakta başarısız olduklarını ortaya koydu. Trump’ın savaşın başında ve devamında dünya kamuoyuna medya aracılığıyla pompaladığı hiçbir iddia ve hedefi gerçekleşmedi. Aksine bu savaşla birlikte ABD-İsrail’in ideolojik altyapısını oluşturan evanjelist ve Siyonist arka oda fikir babalarının da dahil olduğu topyekûn bir materyalist emperyal sistem bozguna uğradı.

Yakasını İran’ın pençesine kaptıran Trump, aynı zamanda savaşta en büyük hatasını yaptı ve Hürmüz Boğazı kartını oynadı. Görünürde deniz kuvvetleri üstünlüğünü devasa uçak gemileri, uçaklar, meşhur deniz piyadeleri, savaş gemileri vs ile göstererek İran’a gözdağı vermek isterken bir anda tüm dünyayı da kapsayacak derin bir krizin fitilini ateşlemiş oldu.

Tüm bunlar bir taraftan ABD-İsrail’in başarısızlığını, kağıttan kaplan olduklarını, kaos yaratarak, göz boyayarak, tehdit ve şantajlarla dünya ülkelerini kendi sultalarına aldıkları düzenin yıkıldığını gösterirken diğer taraftan İran’ın böyle bir savaşa mental, stratejik ve askeri anlamda ne denli hazır olduğunu, “süper güç” hezeyanlarına güvenen batılı ittifakın ipliğini nasıl pazara çıkardığını da açıkça tüm dünyaya ispat etmiş oldu.  

İslam Devrimi’nin kurulduğu günden bu yana kendisinin ve beşeriyetin asıl düşmanını açıkça dünyaya haykıran ve bunu devletin temel politikalarından biri haline getiren İran, görülüyor ki bu savaş için çok farklı senaryolara iyi çalışmış, planlamasını yapmış ve hatta kendisi senaryo üretmiş. Bunun en büyük ispatı bugün Hürmüz Boğazı’dır. Düşmanı istediği alana çekerek manevra alanını kilitlemiş, ileri yahut geri hareket kabiliyetini kendi inisiyatifine almıştır. 

Bugün artık Hürmüz Boğazı yalnızca uluslararası bir deniz yolu olmaktan çıkıp “Yeni Dünya Düzeni”nin belirleyici sınırı ve yaptırımların, küresel ticaretin ve İran’ın önümüzdeki on yıllar boyunca konumunun kaderini belirleyecek bir savaşın ön cephesine dönüşmüştür. Bu konuda bir kesim “İran kontrolü bırakırsa durumun savaş öncesi döneme döneceğine”, bir kesim ise “İran’ın boğazı kontrol etme hakkına her zaman sahip olduğu için bu gücün asla kaybedilmeyeceğine inanıyor.” Her ikisi de tamamen yanlış.

Hürmüz’de İran Hakimiyeti: Yaptırımların Etkisiz Hale Gelmesi

İran boğazı etkin bir şekilde yönetmeyi başarırsa bu sadece askeri bir zafer değil, aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir devrim olacaktır. Herhangi bir ülkeden gelen her gemi geçiş hakkı, sigorta, yakıt ikmali veya diğer denizcilik hizmetleri için İran ile mali bir işlem yapmak zorunda kalacaktır. Bu basit şart, ABD’nin İran’a uyguladığı ikincil yaptırım rejiminin fiili olarak aşıldığı anlamına gelecektir.

Eğer bir Avrupa veya Asya ülkesi, gemisinin boğazdan geçmesini istiyorsa İran ile mali bir anlaşma yapmak zorundadır. Bu nedenle, İran’ın dünyadaki tüm ülkelerle ticareti ABD adına kontrol edilemez hale gelecek ve elli yıla yaklaşan yaptırım ve ambargolar zayıflamanın da ötesinde fiilen çökecektir.

Trump Neden Hürmüz Boğazı’na “Trump Boğazı!” Dedi?

Öte yandan, İran Hürmüz Boğazı’nı yönetme ve kontrol hakkından vazgeçerse, durum kesinlikle Ramazan Savaşı öncesindeki haline dönmeyecektir.  Aksine, ABD “İran’ın küresel ekonomiye yönelik tehdidi” ve “Basra Körfezi’nin güvenliğinin sağlanması gerekliliği” gibi iddialarla Hürmüz Boğazı üzerindeki varlığını daimi hale getirecek ve boğazı yönetme hakkını kendinde görecektir. İran için bu, kalıcı bir deniz ablukasını kabul etmek ve baskıcı ekonomik yaptırım rejimini ekonomik yaptırımdan donanımsal ve saha yaptırımlarına yükseltmek anlamına gelir.

Dolayısıyla, “Trump Boğazı” sloganı Amerikalıların bu alana bakış açısından kaynaklanıyor ve aslında Amerikan egemenliğini İran yönetimiyle değiştirmeyi amaçlıyorlar. Bu haydut Amerikan başkanının bu isimlendirmesi sadece sembolik ve hayali bir eylem olarak değerlendirilmemelidir.

İran bu devredilemez hakkından vazgeçerse, kontrolü yeniden ele geçirmek için bugünkünden kat kat daha yüksek, hayal edilemeyecek bir bedel ödemek zorunda kalacaktır. Washington hızla Tahran’ın yerini alacak ve eski haline dönmek imkânsız bir hayal olacaktır.

“Kâğıt üzerinde haklara sahip olmak” ile “sahada güç kullanmak” arasında devasa bir fark mevcut ve bunu ölümcül bir uçuruma benzetsek abartmış olmayız. Bu uçurum oluşmadan bugün ortadan kaldırılmalıdır. Aksi takdirde Amerika bu uçurumu kendi çıkarları için dolduracaktır.

İran’ın Önündeki İki Yol: Bağımsızlık Yahut Teslim Olmak

Bugün İran tarihi bir yol ayrımında ve bu iki yol, İran’ın “Ramazan Savaşı” adını koyduğu bu savaşta aziz ve bilge lideri başta olmak üzere verdiği şehitlerin, gösterdiği mücadelenin, İslam Devrimi’ne sahip çıkan halkın ve savaşın en büyük kazanımı olan dünya kamuoyuna ispat ettiği izzet ve duruşunun neticesini direk olarak etkileyecektir.

Bu iki yoldan birincisi onur ve bağımsızlık yolu: Hürmüz Boğazı’ndaki İran yönetimini sağlamlaştırmak, yaptırımları etkisiz hale getirmek, ekonomik refahı sağlamak, nükleer ve bölgesel çıkmazdan kurtulmak, iki azgın rejimi dünyaya rezil etmek ve elli yılın ardından eşi benzeri görülmemiş bir aşamaya geçmek.

İkinci yol ise aşağılanmaya giden yol: Hürmüz Boğazı’nın yönetimini ABD’ye devretmek yahut tavizler vermek, yaptırımları yazılımdan donanıma (deniz ablukası) yükseltmek, mutlak çıkmaz ve İran’ın her alanda kademeli olarak gerilemesi anlamına gelecektir. Belki de varlıksal anlamda büyük bir çıkmaza girecek olması demektir.

Bu savaşın etkisi doğrudan İslam İnkılabı yapısına, ilkelerine, halkın sofrasına, gelecekteki işlerine, refahına ve hatta diğer dünya (ABD ve Siyonizm’in varlıksal bir tehlike olduğunu bilen ancak güçsüz olmaları nedeniyle ses çıkaramayan) ülkelerine yansıyacaktır.

Dolayısıyla, bugün boğazın yönetimi artık sadece bir tercih değil, tarihi bir yükümlülüktür. Bu, İslam İnkılabı Lideri’nin “Haliç Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nda yeni bir sayfa açma” konusundaki tekrar tekrar yaptığı vurgunun mantığıdır.