BLOG SAYFALARI

Dimona’dan Denizin Dibine: İsrail’in Nükleer Bilgileri İran’ın Elinde

Yusuf Yağlı

“İsrail” ve “nükleer” kelimelerini yan yana getirdiğimiz her halde akla gelen bir isimdir Dimona[1]. Burası Siyonist rejimin tarihindeki hukuksuzluklarının süregiden bir diğer örneğidir. Dimona özelinde bugünlerde yaşanan gelişmeler derin bir tedirginliğe yol açmış halde. Bunun temelinde İran’ın İsrail’e ait nükleer silah ve tesislerine ait elde ettiği bilgilerin uluslararası pek çok kişi ve kurumun ismini içermesi yatmakta. İran İslam Cumhuriyeti İstihbarat Bakanlığının yürüttüğü bu operasyon ABD’nin Batı Asya’nın bazı Arap ülkelerindeki askeri varlığındaki hareketlenmenin ve İran’a dirsek göstermesinin altında yatan nedenlerden birini teşkil ediyor. Yani İsrail’in ele geçirilen nükleer silah ve tesislerine ait bilgilerin ifşa edilmesi ihtimali.

İşte İran’ın ele geçirdiği İsrail nükleer tesislerinin haritası!

İran İslam Cumhuriyeti’nin, İsrail nükleer programına ilişkin belgeleri içeren büyük bir istihbarat birikimini ele geçirmesiyle, bu raporda İsrail’in nükleer silahlarını depoladığı yerleri, İsraillilerin nükleer bombaları nasıl elde ettiğini ve bu istihbaratın neden çatışmanın tarihinde stratejik bir dönüm noktası teşkil ettiğini tartışmaya açtı.

Öncelikle şunu anlamalıyız ki, İsrail nükleer programı dünyadaki en gizli askeri programlardan biridir. 1950’lerde başladığı faaliyetlerden bugüne kadar İsrail, nükleer silahlara sahip olduğunu resmi olarak beyan etmemiş ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın dünyanın diğer ülkelerine dayattığı denetim mekanizmalarından hiçbirine tabi olmamıştır.[2][3] Bu nedenle, yakın zamanda ortaya çıkan İran istihbarat operasyonu -depolama ve üretim tesislerine ilişkin kesin bilgi ve belgeler de dahil olmak üzere- hem askeri hem de stratejik açıdan eşi benzeri görülmemiş bir ihlali temsil etmektedir.[4]

İsrail’in gasp ettiği toprağın yüzölçümü açısından küçüklüğü (toplam alanı Bağdat veya Sana gibi büyük bir eyalet topraklarını aşmamaktadır) göz önüne alındığında, nükleer silahlar gibi stratejik silahların depolanması büyük bir sorun, hatta kendi başına bir güvenlik riskidir.

Bu yerleri hedef alan herhangi bir hassas füze saldırısı İsrail’in iç bölgelerini radyoaktif bir mezarlığa dönüştürebilir. Bu nedenle, İran’ın bu depoların yerini bilmesi bile dengeyi bozar ve caydırıcılık ilkesini zayıflatır.

İsrail bunu öğrense bile, depolama yerlerini değiştirmek veya sistemi sökmek zor olur ve hem lojistik hem de teknik olarak neredeyse imkansızdır.

Bütün bunlara rağmen uluslararası medya, sanki yaşananlar önemsizmiş gibi sessizliğini koruyor. Oysa bu yaşananların sonuçları, Temmuz Savaşı’ndan[5] bu yana yaşanan tüm askeri saldırılardan daha tehlikeli olabilir.

İsrail’in nükleer silahlarını nasıl elde ettiğine gelince, hikaye 1950’lerin sonlarına kadar uzanıyor. O zamanlar İsrail, kendi nükleer programını geliştiren Fransa ile derin ve gizli bir ortaklığa girmişti.[6]

Fransa, İsrail’e ülkenin güneyindeki Negev Çölü’nde inşa edilen ve daha sonra Dimona reaktörü olarak bilinen tam işlevli 24 megavatlık bir nükleer reaktör tedarik etti. Proje, bir tekstil araştırma merkezi olarak gizlenmişti![7]

Ancak gerçek şu ki, eski İsrail Başbakanı Şimon Peres tarafından daha sonra ortaya çıkarıldığı üzere, bu işbirliği gizli bir anlaşmadan başka bir şey değildi. Fransa, İsrail’e nükleer bombalarda kullanılan plütonyumun üretimi için bir üs kurmak üzere ihtiyaç duyduğu her şeyi sağlaması karşılığında Yahudi nükleer bilim insanlarının desteğini alacaktı. Böylece, sadece birkaç yıl içinde, İsrail bombayı üretmek için gereken tüm teknik kapasiteye sahip oldu.

Ancak Fransız siyasi dokusundaki değişimle birlikte, özellikle 1967 savaşından sonra, Fransa desteğini durdurdu ve İsrail’i alternatif bir müttefik aramaya yöneltti. Burada, Güney Afrika’daki apartheid rejimi ideal bir ortak olarak ortaya çıktı.[8]

1970’li yıllarda iki taraf arasında nükleer ve teknik destek alışverişi yapıldığına, İsrail’in Güney Afrika’ya hazır nükleer başlık satmayı teklif ettiğine ve Hint Okyanusu’nda gizli nükleer denemeler yaptığına dair Amerikan istihbarat belgeleri de mevcuttur.

Belki de bu olayların en dikkat çekeni, bir Amerikan casus uydusunun Prens Edward Adası yakınlarında çift nükleer patlama tespit ettiği 1979 Vela Olayı’ydı.[9]

İsrail’in inkarlarına rağmen, birçok analiz olayın Tel Aviv ve Pretoria arasında yapılan ortak bir termonükleer bomba testinin sonucu olduğunu gösteriyor.[10]

O andan itibaren İsrail, nükleer güçler kulübüne etkili bir şekilde katıldı… ama sessizce.

Bugün en önemli soru şu: İsrail nükleer cephaneliğini nerede saklıyor?

Yayımlanan Batılı güvenlik raporlarına ve bazı sızıntılara göre, depolama tesisleri şunları içeriyor:

• Dimona reaktörü: Sadece bir plütonyum üretim tesisi değil, aynı zamanda hazır nükleer bombalar için güçlendirilmiş depolama tesislerine ev sahipliği yaptığı da düşünülüyor.

• Tel Nof Hava Üssü: Tel Aviv’in güneyinde yer alan bu tesis, taktik nükleer bombalar taşımak üzere modifiye edilmiş F-16 ve F-15 uçakları için kullanılıyor.

• Jericho 2 ve Jericho 3 füzelerinin nükleer savaş başlıkları taşıyabilen ve güçlendirilmiş yer altı füze fırlatıcılarında depolandığı Kudüs yakınlarındaki Kfar Zacharia Hava Üssü.

• Denizden nükleer seyir füzeleri fırlatabilen ve “ikinci vuruş” kabiliyeti olarak bilinen şeyi oluşturan Alman yapımı Dolphin sınıfı denizaltıların yanaştığı Hayfa’daki deniz tesisleri.

• Negev’deki, acil durumlarda hızlı ulaşım için yedek bölgeler olduğuna inanılan Karmel Dağı tünelleri ve gizli alanlar ile güçlendirilmiş nükleer operasyon odaları.

Tüm bu tesisler, tahkim edilmiş olmalarına rağmen, İran uydularına ve İran’ın sahip olduğu “Hürremşehr”[11], “Şahab”[12] ve “Şahed-136”[13] gibi Aramco’dan Erbil’e kadar birçok alanda doğruluğu kanıtlanmış hassas füze ve intihar uçakları yeteneklerinin açık hedefi durumunda.

Bu bölgelere doğrudan bir saldırı sadece İsrail’in nükleer cephaneliğini yok etmekle kalmayacak, aynı zamanda tarihi Filistin sınırları içinde yaşayan herkesi ve hatta Ürdün, Lübnan ve Sina’yı tehdit edecek radyoaktif bir çevre felaketine de yol açabilir.

Ancak bu belgelere göre İran askeri bir saldırı peşinde değil, daha ziyade caydırıcılık denkleminde bir değişiklik istiyor.

Bu olayın büyüklüğüne rağmen Batı medyası sessiz, hatta bunu haber yapmayı bile reddediyor. Neden? Çünkü İsrail Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nı (NPT) imzalamadı, hiçbir uluslararası denetim kuruluşuna tabi değil ve Batı’da hiç kimse bu dosyayı açmaya yanaşmıyor, çünkü bu, kapatılması zor bir ikiyüzlülük kapısını açacaktır.[14]

Sonuç olarak, Arap ve batı medyasının ne yazık ki görmezden gelmeye devam ettiği İran’ın elde ettiği bu istihbarat, İsrail’in nükleer hegemonyasını kırma ve bölgedeki angajman kurallarını yeniden şekillendirme yolunda ilk adım olabileceği söylenebilir.

Ayrıca siyasi ve devlet politikası olarak uluslararası hukuk, diplomasi vb. yolları hiçbir zaman kendi çıkarı dışında kullanmayan bu rejim, aslında tüm otokontrolünü yitirmiş bir yapıya dönüşmüş halde. Bu nedenle Gazze’de başlattığı savaş, yıkım, soykırım gibi insanlık suçu adımları, tüm bölgeye yayma arzusu taşıyor. İran ise bu adımlar için biçilmiş kaftan özelliği taşıyor. Zira İsrail’e karşı harekete geçen bütün yerel ve ulusal örgütleri, devletleri doğrudan veya dolaylı olarak destekliyor ve bunu gizlemiyor.

İran’ın bugünlerde elde ettiği istihbarat başarısı, İsrail için geri adım atma yahut artık birtakım uluslararası hukuk kanunlarına dönme anlamı taşımıyor. Bu istihbarat operasyonu Siyonist rejimi şu an İran’ı hedefe koyması için bir neden olarak görülüyor. 20 aydan fazla süredir süren soykırım ve vahşet neticesinde aslında İsrail, tüm geri dönüş kapılarını (diplomasi, ateşkes antlaşması, savaşı sonlandırma) kendi üzerine kapattı. Bu nedenle de savaşı tüm bölgeye yayma ve başta en büyük hamisi ABD olmak üzere batılı ülkeleri arkasına alma niyetinde.


[1] İşgal edilmiş Filistin topraklarında bulunan ve İsrail’in ilk nükleer çalışmalarının başladığı şehir.

[2] Israel | Treaty on the Prohibition of Nuclear Weapons

[3] İsrail | Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması

[4] İran, İsrail’in Nükleer Tesisleri ve Savunma Planlarıyla İlgili “Stratejik ve Hassas” İstihbari Bilgileri Ele Geçirdiğini İddia Ediyor

[5] Lübnan Hizbullahı ve İsrail arasındaki Temmuz 2006da gerçekleşen ve 33 gün savaşı diye bilinen savaştır. Bu savaşta Hizbullah İsrail’in yenilebilen bir devlet olduğunu tüm dünyaya ispat etti.

[6] İsrail’in Nükleer Politikası: Maliyet-Fayda Analizi

[7] Shimon Peres Negev Nükleer Araştırma Merkezi – Vikipedi

[8] Güney Afrika ve Filistin’in ortak kaderi: Ayrımcılık-Boykot-Direniş – İNSAMER

[9] 1979 VELA Gizemine Yeniden Bakış: Kritik Bir Sözlü Tarih Konferansı Hakkında Bir Rapor | Wilson Center

[10] Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması – Vikipedi

[11] ‌مصطفی راستگو‌ on Fars: “تاکنون بیشینه وزن سرجنگی موشک‌های ایرانی به ۱۸۰۰ کیلوگرم محدود بود اما اکنون با آزمایش موفقیت‌آمیز موشکی با سر جنگی ۲ تُنی، قدرت دفاعی جمهوری اسلامی بیش‌تر شده است.” | Fars

[12] انواع موشک شهاب با مشخصات کامل – آسمان ایکس

[13] پهپاد تازه‌نفس سپاه؛ شاهد ۱۳۶ B چه ویژگی‌هایی دارد؟

[14]


İlginizi çekebilecek diğer gönderiler
BLOG SAYFALARI

İran yenilse bile neden kaybetmeyebilir?

Washington ve Tel Aviv haftalardır İran’ı askeri olarak geriletmeye çalışıyor. Fakat…
Devamını oku
BLOG SAYFALARI

Bir Halkın Anatomisi

Yusuf YAĞLI 28 Şubat 2026 tarihi, insanlık tarihine veya en azından modern tarihe birçok…
Devamını oku
BLOG SAYFALARI

Kehanetçi Jeopolitiğin Dönüşü

Aşağıdaki metin Prof. Alexander Dugin’in Radio Sputnik Escalation Show’un son…
Devamını oku