Dünyaca ünlü devrimci ikon Ernesto “Che” Guevara’nın kızı Aleida Guevara, Venezuela özelinde yaşanan gelişmeleri, ABD’nin Venezuela üzerinde kurduğu baskıyı ve devlet başkanı Maduro’nun kaçırılıp, hukuk dışı şekilde ABD’de tutsak tutulmasını özel bir TV kanalında değerlendirdiği röportajında küresel anlamda ABD ve İsrail’in özgür ve bağımsız bir dünya için en büyük iki engel olduğunu söyledi.
Aleida Guevara, ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırmasının “kesinlikle kabul edilemez” olduğunu ve bunun, ABD’nin dış politikasını “güç kullanarak” nasıl yürüttüğünü bir kez daha açıkça gösterdiğini dile getirdi.
Aleida Guevara, Maduro’nun kaçırılmasının yankılarını, Venezuela’nın bu habere nasıl uyandığını ve uluslararası düzenin temellerini sarsan pervasız ABD girişimleri karşısında dünyanın nelerle karşı karşıya kalabileceğini ele aldı.
Guevara, Washington’ın dış politikasını “emperyalist” ve “kanunsuz” olarak kınadı ve uluslararası direniş, Küba’nın kayıpları için adalet ve acil BM reformu çağrısında bulunarak şunları söyledi: “Washington, diplomasi veya diğer halklarla eşit diyalog kurma kapasitesinden yoksun. Onlar bu kavramı anlamıyorlar ve yalnızca kendi çıkarlarını uygun gördüğü şekilde uyguluyorlar. ABD operasyonu Güney Amerika halklarına karşı tam bir saygısızlık ve ABD hükümetinin dilediği gibi davranmaya devam ettiğinin bir başka kanıtıdır.”
“Ne yazık ki, ABD’nin bunu yapabilmesinin nedeni, hepimizin buna hala izin vermesidir.”
ABD’ye “Dünya Polisi” görevini kim verdi?
Egemen bir Latin Amerika ülkesini hedef alma gerekçesi olarak öne sürülen “uyuşturucuyla savaş” söylemine değinen Kübalı doktor, “Hiçbir halk böyle bir durumu kabul etmez; bu anlatı sadece ikna olmak isteyenleri ikna eder. ABD önce, kendi sınırları içindeki uyuşturucu tüketimini kontrol etmeye odaklanmalı” dedi.
Burada Guevara’nın şu üç sorusu çok önemli:
“Amerika Birleşik Devletleri’ne dünyanın polisi olduğunu kim söyledi?
Uluslararası adaleti kontrol etme hakkına sahip olduğunu kim söyledi?
Her şeyden de önemlisi, kanıt nerede?
Birincisi, bu söylemler ve atılan suçlamalar tamamen yalandır. İkincisi ise Başkan Maduro aleyhinde kanıt olsa bile, Amerika Birleşik Devletleri onu yargılamaya hangi gerekçeyle izin verdiğini kanıtlamalıdır.
Eğer elde kanıtlar varsa, tüm kanıtlar Venezuela mahkemelerine sunulmalı ve Maduro’nun yargılanıp yargılanmayacağına karar verme hakkı da yalnızca Venezuela halkına aittir.”
ABD, kendisine direnen liderlere karşı planlarını tekrarlıyor
Ayrıca Guevara, El-Mayadeen’e verdiği demeçte, ABD’nin “planlarını sürekli tekrarladığını” belirterek, 1960’lardaki Küba’daki Domuzlar Körfezi işgalinden[1], sivillerin öldürüldüğü Panama’ya[2] ve ardından Manuel Noriega’nın yakalanmasına kadar uzanan tarihsel örnekler verdi. Ayrıca Irak işgali ve 2003’te Saddam Hüseyin’in tutuklanmasıyla paralellikler kurarak, Venezuela’da Maduro’nun kaçırılmasını örnek gösterdi. “İddia ettikleri gibi daha ‘sofistike’ bir şekilde yapılsa bile, özünde aynı senaryo” diye belirtti.
Guevara, “Amerikalılar hiç de yenilikçi değiller. Asıl sorun bizde. Maalesef biz izin verdiğimiz için bu planları tekrarlamaya devam edebiliyorlar” diyerek şu vurgulamayı yaptı “Her zaman uyuşturucu savaşı veya akıllarına gelen başka herhangi bir bahaneyi kullanarak halkımıza yönelik bu saldırıları haklı çıkarmaya çalışıyorlar.”
Guevara, bu tür eylemlerin neden gerçekleştiği sorulduğunda, bunların “hükümetler boyun eğmeyi reddettiğinde, başkanlar başlarını eğmeyi reddettiğinde, ABD emirlerine karşı gelmeyi ve uluslarının servetinin, yani halklarının servetinin çalınmasını engellemeyi reddettiğinde” meydana geldiğini açıkladı.
Ayrıca, “bu tür her işgalin ardında her zaman açık bir ekonomik hedef vardır” diyerek, Panama’da odak noktasının ABD’nin ne pahasına olursa olsun kontrol altına almak istediği Panama Kanalı[3] olduğunu belirtti. Kübalı devrimciye göre Irak’ta amaç, petrolü, suyu ve ülkenin stratejik konumunu kontrol etmekti. Venezuela ile ilgili olarak ise, ülkenin “dünyanın en büyük onaylanmış petrol rezervlerine sahip olduğunu, su kaynakları bakımından zengin olduğunu ve modern teknoloji için gerekli nadir minerallere sahip olduğunu” vurgulayarak, bunların yabancı müdahalenin gerçek hedefleri olduğunu belirtti.
Venezuelalılar, topraklarının efendisi olduklarının farkındalar.
Venezuela’daki hükümet ve halkın birlikteliğine ilişkin olarak Aleida Guevara, yakın zamanda ülkede bulunduğunu ve halk arasında dikkat çekici bir birlik ve sakinlik gözlemlediğini belirterek, bu dayanışmanın “bombardımanın ardından bile devam ettiğini, insanların cumhurbaşkanlarını talep etmek için sokaklara döküldüğünü” vurguladı.
Venezuela halkı arasında çok güçlü bir birlik duygusunun varlığını vurgulayan Guevara, “topraklarının efendisi olduklarının” ve “kaynaklarının yalnızca kendilerine ait olduğunun” farkında olduklarını belirtti.
Guevara, bu farkındalığın “ABD projesiyle mücadelede belirleyici bir faktör” olduğunu vurguladı.
Kübalı doktor, Venezuela halkının geleceğinden emin olduğunu ve bunu bırakmayacaklarını, onu savunmaya hazır olduklarını ve bu hazırlığın Venezuela’nın müttefiklerine de uzandığını sözlerine ekledi.
Latin Amerika halkı ABD’den korkmuyor
Latin Amerika’daki devrimci hükümetlerin kaçırma olayına bakış açısına ilişkin olarak Guevara, vatandaşlarına gerçekten saygı duyan devrimci halkların ve hükümetlerin seslerini yükselttiğini belirterek, Küba’nın anında verdiği tepkiyi örnek gösterdi. Guevara, iki saat içinde Küba halkının ABD büyükelçiliği önünde toplandığını ve bunun “en yüksek farkındalık ifadesi olduğunu, tüm bir ulusun savaşmaya ve yoluna çıkan her şeye direnmeye hazır olduğunu” gösterdiğini söyledi.
Guevara sözlerine şöyle devam etti: “Hiç korkumuz yok; hiç korkumuz yok. Venezuela halkına bakın, başkanlarını desteklemek için sokakları dolduruyorlar. Halk onu üç kereden fazla demokratik olarak seçmiş ve şimdi de geri dönmesini talep ederken, nasıl olur da birileri onu “zalim” veya “uyuşturucu kaçakçısı nitelendirebilir?”
Uluslararası kuruluşları ABD komuta ediyor
Guevara ayrıca Birleşmiş Milletler gibi uluslararası örgütleri de eleştirerek, onları “çok yavaş” olarak nitelendirdi ve örgütün demokratikleştirilmesi için baskı yaparak bu duruma son verilmesi gerektiğini vurguladı. “New York’ta rehin kalmasının adil olmadığını ve bunun yerine, örneğin, gezegendeki en çok acı çeken ve en yoksul kıtalardan biri olan Afrika’da merkezlenmesi gerektiğini” savundu.
ABD’nin her şeyin merkezinde yer alması ve örgütü finanse etmesi nedeniyle, “ABD’nin komuta ettiğini ve karar verdiğini, sürekli veto yetkisine sahip olduğunu” vurguladı. “Örneğin, ABD her zaman veto hakkını kullandığı için kimse İsrail’i sorumlu tutamadı” diye hatırlattı.
Guevara, Birleşmiş Milletlerin gerçekten demokratik olması ve II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulduğu rolü yerine getirmesi için, “ABD’nin kararları üzerindeki doğrudan etkisinden uzak, başka bir yere taşınması gerektiğini” belirterek, mevcut haliyle “hiçbir işe yaramadığını” vurguladı.
Bariz çifte standart
Röportaj sırasında Guevara, özellikle Çin ve Rusya gibi güçlü seslere sahip yeni küresel güçlerin ortaya çıkışına dikkat çekerek, Maduro’nun ülkesine dönme hakkını savunduklarını belirtti ve bu konuda bir anlaşmaya varılması gerektiğinin altını çizdi.
Çin ve Rusya’nın da durumu yakından izlediğini ekleyen Guevara, “Eğer bu tutumun devam etmesine izin verilirse, küresel kaosa kapı açar ve bu, herhangi bir ülkenin istediğini elde etmek için başka bir ülkeye saldırabileceği emsalini oluşturur” dedi.
Rusya veya Çin’in dahil olduğu olası ters bir senaryo hakkında yorum yapan Guevara, “Eğer Rusya veya Çin aynı şeyi yapsaydı, uluslararası kargaşayı ve ne kadar eleştiriyle karşılaşacaklarını hayal edin” dedi, ancak ABD benzer şekilde davrandığında hiçbir yaptırım veya tepki olmadığını belirtti.
“Rusya ve Çin’in daha kararlı davranmasını istiyoruz, ancak üçüncü bir dünya savaşı çağrısında bulunmuyoruz; bu çözüm değil. Bunun yerine, dünya halklarından gerçek bir yanıt istiyoruz; bu tür eylemlerin devam etmesine izin vermenin kabul edilemez olduğunu ve ABD’nin kibrinin durdurulması gerektiğini anlamalarını istiyoruz.”
Birleşmiş bir halkı hiçbir güç yenemez
Avrupa’nın tutumuna ilişkin olarak Aleida Guevara, Avrupa hükümetlerinin çok sınırlı önlemler aldığını, ancak halklarının tepkisinin farklı olduğunu vurgulayarak, İtalya, İspanya, Brüksel ve Avrupa’nın diğer bölgelerinde insanların sokaklara dökülmesinin en önemli faktör olduğunu belirtti.
Guevara, “Hükümetler gelir gider, ancak halklar kalır ve son sözü, zafer sözünü onlar söyler,” diyerek, “Birleşmiş bir halkı hiçbir güç yenemez” diye vurguladı.
Konuşmasına devam eden Guevara, Venezuela Devlet Başkanı’nın ülkesine dönmesini talep etmek için insanların ısrarla sokaklara dökülmesi gerektiğini, bunun herkesin görevi olduğunu ve bu hareketlerin sürdürülmesinin, seslerin daha yüksek ve güçlü bir şekilde yükseltilmesinin ve daha büyük bir birlik içinde hareket edilmesinin önemini vurguladı.
Trump ve Rubio, Küba halkının birliğini anlamıyor
“ABD temel bir şeyi asla anlamıyor. Yani Küba halkının birliğini. Bu halk dünyanın en güçlü imparatorluğundan sadece 90 mil uzakta sosyalist bir devrim gerçekleştirdi ve bu devrim, birlik sayesinde altmış yıldan fazladır ömür sürüyor. Özellikle içinde yaşadığımız son derece zor ekonomik koşullar göz önüne alındığında, bu durum bazıları için anlaşılması zor olabilir.
Ne yazık ki Küba, doğrudan ABD ablukasından kaynaklanan enerji, gıda ve ilaç konusunda ciddi kıtlıklarla karşı karşıya. Bu abluka ve ambargo, Küba’nın temel ihtiyaçlarını özgürce satın almasını engelliyor ve aslında bu bir tür “soykırım”dır.
Küba halkının bu zorluklara katlanmasının nedeni, ABD emperyalizmini hiçbir biçimde hatta en küçük bir tohumunu bile kabul etmeyeceklerini defalarca göstermiş olmalarıdır. Küba halkı, topraklarını savunmaya hazırlar ve ABD tehditleri “Küba’yı asla boyunduruk altına alamadı ve asla alamayacak.”
Guevara sözlerine şöyle devam etti: “Ben bir doktorum, saçlarım beyazladı ama yine de silah kullanmayı ve topraklarımın her karışını savunmayı biliyorum. Hala çok şey yapabileceğime inanıyorum ve yapacağım. Küba halkı da son nefesine kadar savaşacak.”
ABD’nin İran ve Hizbullah hakkındaki açıklamaları aptalca
Guevara ayrıca, ABD’nin “Batı yarım kürenin ABD düşmanlarının operasyon alanı haline gelmesini engelleme” hakkındaki açıklamalarını “tamamen gülünç ve aptalca” olarak nitelendirerek, “bağımsız, egemen halkların kendilerine saygı duyan herkesle dost olma hakkına sahip olduğunu” vurguladı.
Küba’nın “karşılıklı saygıya dayalı ilişkilere inandığını” açıklayan Guevara, saygı olduğunda ideolojik farklılıkların işbirliğini engellemediğini vurguladı.
Guevara, Hizbullah ve Arap dünyasındaki diğer direniş güçlerinin bu denklemin önemli bir parçası olduğunu vurgulayarak, bu dostluklardan gurur duyduğunu, çünkü bunların cesarete, dürüstlüğe ve haklı davalar için mücadeleye duyulan saygıyı yansıttığını ifade etti.
Satılan gazeteciler ‘kukla araçlara’ dönüşüyor
Başkan Maduro’nun kaçırılmasıyla ilgili medya haberlerine ilişkin değerlendirmesine değinen Guevara, bu aşamada medyanın rolünün çok önemli olduğunu belirterek, bilginin tüm insanlara ulaşabilmesi için doğru, açık ve doğrudan olması gerektiğini vurguladı. Kendine saygı duyan her gazetecinin gerçeği söylemekle yükümlü olduğunu belirtti.
Büyük çıkarlar tarafından satın alınmasına izin veren bir gazetecinin, gerçeğin taşıyıcısı olmaktan ziyade “kukla bir araç” haline geldiğini kaydeden Guevara, gerçeği mümkün olan en geniş kitleye ulaştırmanın halk tepkisi için şart olduğunu vurguladı. Guevara ayrıca, gerçeği söylemek için ayağa kalkan dünyadaki her gazeteciye saygı duyduğunu ifade etti.
İsrail, Amerika Birleşik Devletleri’nin çalışkan bir öğrencisi
Venezuela’daki olaylarda “İsrail”in rolü hakkında konuşan Guevara, “İsrail, María Corina Machado gibi kendisiyle işbirliği yapan bazı Venezuelalı isimleri potansiyel müttefik olarak görüyor” dedi, ancak bu isimler hakkında konuşmanın zaman kaybı olduğunu düşündüğünü belirtti.
“Machado’nun davranışları utanç verici. Machado’nun kendi vatanının işgaline çağrı yapması ise affedilemez bir ihanettir. İsrail, ABD’nin çalışkan bir öğrencisi olduğunu kanıtladı” diyen Guevara, özellikle Gazze’deki olaylara duyduğu derin öfkeyi dile getirdi ve insanlığın ahlakını kaybettiğinde var olma hakkından da mahrum kaldığını savundu.
İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin derhal durması gerektiğini vurgulayan Guevara, bu gidişatı durdurma gücünün de yalnızca dünya halklarında olduğunu belirtti. Konuşmasını, özgürlüğü ve halklarının onurunu seven onurlu erkek ve kadınların gücüne olan güvenini yineleyerek, Che Guevara’nın sözlerini yankılayarak, son nefese kadar ve her zaman zafere ulaşana kadar mücadele çağrısıyla sonlandırdı.
Bu makale:
adresinden tercüme edilmiştir.
[1] Domuzlar Körfezi Harekatı | KÜRE Ansiklopedi
[2] Manuel Noriega ve ABD emperyalizmi – World Socialist Web Site
[3] Trump’ın yarattığı yeni kriz: Panama Kanalı ve tarihçesi | Son dakika ekonomi haberleri

