Rusya ve İran, 17 Ocak’ta 47 maddeden oluşan ve birçok işbirliği alanını kapsayan kapsamlı bir stratejik ortaklık anlaşması imzalamaya hazırlanıyor.
Bütün bunlar Trump’ın göreve başlamasından sadece birkaç gün önce gerçekleşiyor ve bu da etkinliğin önemini artırıyor.
Küresel bağlamda en çok ilgi duyulan noktalar güvenlik, askeri-teknik iş birliği ve taahhütlerdir. Asıl soru, anlaşmanın imzalanmasının ardından bu konulardaki yeniliklerin neler olacağıdır.
Bugün İran, periyodik olarak bunu inkar etse de, Rusya’ya silah sevk ediyor. Rusya, İran’a beşinci nesil savaş uçakları için teknolojiler veya hava savunma sistemleri bileşenleri sağlıyor. İran ve Rusya ordusu hem Savunma Bakanlıkları hem de SEPAH ile istişarede bulunuyor. Yani, çoğu konuya ilişkin anlaşma, uzun süredir devam eden işbirliğini resmileştirecek ve mevcut ikili etkileşime meşruiyet kazandıracak.
Karşılıklı yükümlülükler belgeye nasıl yansıtılacak? Taraflar gerçekten birbirlerini üçüncü ülkelerin saldırılarına karşı korumayı taahhüt edecekler mi? Her ne kadar Rusya ile Kuzey Kore arasındaki anlaşmaya bu yansımış olsa da, İran ile yapılan anlaşmaya muhtemelen yansımayacaktır!
Rusya, ABD ve İsrail’in İran topraklarına saldırı tehdidinin olduğu bir durumda İran’ı savunma yükümlülüğünü üstlenmeyecektir. İran, Ukrayna’nın Kursk bölgesini işgal etmesini Rusya’yı savunmak için bir gerekçe olarak görmeyecektir. Her halükarda bu bir askeri ittifak değil, stratejik ortaklık anlaşmasıdır.
Küresel ilginin bir sonraki unsuru Çin’dir. Pekin’in iki ana ortağı stratejik ortaklık görüşmeleri yürütüyor. Bakalım bu anlaşma Moskova ve Tahran’ın Pekin’le ilişkilerini nasıl etkileyecek, buradaki konu muğlak. İlk bakışta ortak ülkelerin karşılıklı entegrasyon süreci devam ediyor. Ancak bu tür anlaşmalar Rusya ve İran’ın Çin ile ilişkilerindeki öznelliğini artırıyor.
Bu anlaşma Güney Kafkasya için ne anlama geliyor?
Rusya ve İran arasındaki anlaşmalar spesifiktir çünkü her iki ülke de birbirleri hakkında kalıcı stereotiplere sahiptir. Mevcut düzenleme daha durumsaldır.
Ortadoğu’da bugün en büyük iki kaybeden, konumları zayıflamaya devam eden Rusya ve İran’dır.
Suriye’den sonra Türkiye ile Güney Kafkasya için de bir dereceye kadar geçerli olan anlaşmaların formatı başarısız oldu. Moskova ve Tahran’ın Ankara’nın bölgemizde artan nüfuzunu engellemeye yönelik ortak çabaları en gerçekçi senaryodur. Bu bağlamda başarılı olabilecek tek ülke Ermenistan’dır.
AB ile İran arasındaki ilişkilerin derinleşmesi, Rusya ile İran arasındaki mevcut anlaşma, özellikle Ermeni liderliğinin aceleyle ilan edilen Avrupa entegrasyonu ve ABD ile Fransa’nın savunma alanına artan katılımı karşısında, Ermenistan üzerindeki baskıyı daha da güçlendiriyor. Hatta İran’ın da Ermenistan’ın CSTO’dan ayrılmasına karşı çıkacağı varsayılabilir. Eğer bu gerçekleşirse İran kendisini Ermenistan’ın askeri müttefiki olarak kabul ettirmeye çalışacaktır. Yani Rusya’nın Ermenistan’daki nüfuzunun azalması ancak İran’ın varlığının artması şartıyla kabul edilebilir.
Paşinyan’ın dış politikasındaki çeşitlendirme ABD ve AB’nin Ermenistan’daki rolünü ve konumunu artırmak yönündeyken, Rusya ve İran için ortak görüş Batı’nın bölgedeki rolünü azaltmak yönünde olduğundan Ermenistan için zor bir seçim dönemi yaklaşıyor.
Bu bağlamda Bakü ve Tiflis’in konumu şu anda Moskova ve Tahran açısından tatmin edicidir. Buradaki rekabetin kapsamı sadece Türkiye ile sınırlıdır.
Beklenen anlaşma Kuzey-Güney ve Zengezur ulaşım koridorlarını (hem Ermenistan hem de İran üzerinden) ne ölçüde etkileyecek?!
Yakın gelecekte cevabını bulacağımız soru bu. Muhtemelen İran’ın tutumu değişecek ve en azından açıklama düzeyinde bir hareketlilik yaşanacak. Bunun gerçekliği ne ölçüde etkileyeceği, Trump’ın iktidarının ilk 100 gününden sonra ortaya çıkacak duruma bağlı olacaktır.

